Bu sabah yine o kayıt
Sabah erkenden uyandım, güneş daha perdeyi aydınlatmamıştı. Elimi telefona attım, hani olur ya bir bildirim vardır diye. Yok. Hep yok zaten. Sonra o kayda gittim, parmağım bekledi bir süre, dokunsam mı dokunmasam mı…
Bugün seni hiç aramadım
Bugün bütün gün seni aramadım. Yani aramak istemedim değil, arayamadım. İkisi arasında fark var mı, bilmiyorum. Ama telefonu elime aldım, koydum, tekrar elime aldım. Sonra mutfağa gittim, su içtim. Su içmek ne alaka…
iki kelime
Uyumam gerekiyor ama telefon elden düşmüyor. Ekranda iki kelime duruyor. Sadece iki kelime: "naber, nasılsın?" Bütün gece bunu mu düşünecektim yani.. Şu an sana kızgın mıyım, umutlu muyum, yoksa sadece yorgun muyum…
sen gittikten sonra otogar
Hâlâ uyanığım. Uyumak istemiyorum çünkü uyuduğumda sabah olacak ve sabah olunca yine senden bir haber olmayacak. Bunu biliyorum artık. Yine de telefonu elime alıp ekrana bakıyorum, sonra bırakıyorum. Al, bırak, al…
Keşke Demenin Adresi
Bu sabah yine erken uyandım. Hani şu kuşların bile daha tam uyanmadığı, gökyüzünün lacivertten griye geçmeye üşendiği an var ya, işte tam o an. Yatağın diğer tarafı boş, hatta diğer tarafı bile yok, ben hep sağ kenarda…
O Fotoğraf
Sevgilim… yine o fotoğrafa baktım. Hani şu düğün fotoğrafına. Sen oradasın, ben oradayım, ikimiz de gülüyoruz. O gece hiç susmadık ya, hatırlıyor musun? Sabaha karşı numaralarımızı değiştik. Aylarca her gün yazdık. Ben…