Keşke Demenin Adresi
Bu sabah yine erken uyandım. Hani şu kuşların bile daha tam uyanmadığı, gökyüzünün lacivertten griye geçmeye üşendiği an var ya, işte tam o an. Yatağın diğer tarafı boş, hatta diğer tarafı bile yok, ben hep sağ kenarda yatıyorum. Alışkanlık işte. Telefonu elime aldım, hiç düşünmeden benim yazdığım o sözlükteki cümleye kaydı parmağım. Hani şu ilk günkü absürt cümleye. Gülme emojisiyle cevap vermiştin. Ne kadar basit bir şey, di mi? Bir emoji. Ama ben o emojiyi iki yıldır silemedim.
Bazen kendime gülüyorum. İnsan hiç görmediği bir yüzü nasıl özler? Nasıl olur da bir kullanıcı adının arkasına koca bir hayat yerleştirir de sonra o hayatın kapısı yüzüne kapanınca içeride kalır? Ben kaldım. İçerideyim. Hâlâ o gece yarısı osuruk esprilerinin yapıldığı yerin ortasında duruyorum ve dışarıdan bakınca hiçbir şey yok, bomboş bir sayfa.
O gün 'seni görmek istiyorum' dedim. Kalbim ağzımda değildi, kalbim parmaklarımdaydı, ekrana sığdırmaya çalışıyordum. Sen 'ben de' dedin. Gerçekten dedin mi? Bilmiyorum. Ama ben inandım. Bütün gün o iki kelimeyle yaşadım, sanki bana bir ev verilmiş gibi. Sonra ertesi gün mesajlar soğudu. Bahaneler çoğaldı. Önce iş oldu, sonra yorgunluk, sonra 'şu ara çok yoğunum'. Ben de 'tamam' dedim. Ne diyecektim ki? 'Yoğun olma' mı?
Sonra bir gün yazmadın. Ben de yazmadım. İki gün. Bir hafta. O hafta ben hiçbir şeye odaklanamadım. Bir de bakmışım ki sohbetin en üstündeki o isim sessizleşmiş, ben de onun altında kalmışım.
Kızgın mıyım? Evet. Bazen öyle bir kızıyorum ki sana, sanki odanın ortasında durmuşsun da tepemde gülüyorsun gibi geliyor. 'Seni görmek istiyorum' diyen bendim, kabul eden sendin, ortada kalan benim. Adaletsiz. Hiç tanışmadık bile. Yani tanışmadık, ama ben senin sesini duymadan onca şey yazdım. O mektuplar hâlâ bir yerde duruyor. Bir kısmı burada bir defterin içinde. Bir kısmı telefonumun notlarında.
Ekran görüntüsü. Hani şu son konuşmanın olduğu yer. Arada açıyorum. Neden açıyorum bilmiyorum. Sanki her açtığımda bir cümle daha bulacakmışım gibi. Yok. Hep aynı yerde bitiyor. Bir de kitap var, sana vermek için almıştım. Hâlâ duruyor. Kapağını açmadım. Açarsam okumaya başlarım, okuyunca da sanki seninle konuşuyormuşum gibi olur diye korkuyorum. Saçmalık, biliyorum. Ama öyle işte.
Geçen gün annemle oturuyorduk, o bir şey anlatıyordu, ben 'hı hı' diyordum. Bir ara sustum, o bana baktı, 'neredesin sen?' dedi. 'Buradayım' dedim. Değildim. Ben hâlâ o sohbetin içindeydim, orada bir yerde, senin yazdığın son cümlenin hemen altında duruyordum.
Şimdi soruyorum sana, hiç görmediğim adam: keşke demek için bir adres gerekiyor mu? Çünkü benim elimde sadece bir kullanıcı adı var. Ona yazsam görür müsün? Görürsen ne yaparsın? Cevaplar mısın yoksa yine 'yoğunum' mu dersin?
Bilmiyorum. Belki bu yazıyı okuyup tanırsın beni. Belki hiç görmezsin. Belki de bu yazıyı yazmamın tek sebebi, bir yere bırakmak. Bir yere bırakınca hafiflerim diye. Hafiflemedim ama. Yine de iyi geldi. Seni sevmiştim, hâlâ seviyorum, kızmakla sevmek aynı anda olabiliyormuş, bunu da senden öğrendim. Ama artık 'keşke' demeyi bırakıyorum. Kitabı da açacağım bugün. Belki okurum. Belki de sadece kapağını açar, kapatırım.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.