Saat 17:24, reçetenin arkası
Saat 17:24, eczanenin kepengini yarıya kadar indirdim, camda son ışık; birileri hâlâ merhem soruyor bana, ben ise yıllar önce kütüphanenin ikinci katında kaybolmuş bir adı arıyorum. Reçetelerin arkasına onun adını…
Etiket
Saat 17:24, eczanenin kepengini yarıya kadar indirdim, camda son ışık; birileri hâlâ merhem soruyor bana, ben ise yıllar önce kütüphanenin ikinci katında kaybolmuş bir adı arıyorum. Reçetelerin arkasına onun adını…
Saat gece yarısını yeni geçti, dışarıda Eylül sonunun o serin, tuzlu rüzgârı esiyor; pencereyi biraz araladım, odama deniz ve ıslak asfalt kokusu doluyor. Uyumam gerek ama uyuyamıyorum, yarın sabah sekizde merkezde…
03:34. Daha kar yağmadı ama hava öyle bir duruş aldı ki, sanki şehir nefesini tutuyor. Ben de tutuyorum. Alışkanlık işte; tezgâhtarın elleri boş kalınca aklı doluyor. Eylül'ün sonuna geldik, ben hâlâ lise son sınıfın…
Saat 13.47. Kütüphanenin arka sırası, her zamanki yerim. Camdan bakıyorum; sonbaharın ilk yağmuru yağıyor. Hava o kokuyu taşıyor, toprakla ıslak asfaltın karıştığı... İlk bahara benzemiyor ama yine de güzel. Bugün dokuz…
Saat 20:09. Karşı kıyının ışıkları, camda benimle birlikte titriyor; vapurun motoru bir eski şarkı gibi uğulduyor ve ben yine o masada unutulmuş kalemi düşünüyorum. O kalemi sana uzatırken elim titrememişti ama içimde…
Bugün ofisime yeni dönemden bir öğrenci geldi, elinde dosyası, gözünde o 'acaba anlatabilir miyim' bakışı; kapıyı kapatırken koridorda birinin gülüşü, hayır, öyle değil, gülüş değil, ayak sesiydi, ama benim kalbim yine…
05.30. Fırını yaktım, sonra durdum. Eylül sabahı artık serin. Hamur mayalanırken pencereden baktım, cam kenarındaki masa boştu. Her zamanki gibi. On dört yıl yan yana çalıştık. O kekleri, ben kasayı. Elleri unlu olurdu…
Saat 00.12, İstanbul'da hava öyle nemli ki, kendimi kumaş sergisindeki son parça gibi hissediyorum: kimsenin dokunmaya cesaret edemediği, ama herkesin bir kere olsun eliyle yokladığı cinsten. Ben yine deniz…
Sana, Sana bir şey söyleyecektim, o gece, mezuniyet gecesi, kalabalığın ortasında, elinde o saçma sapan kepginle... Ama söyleyemedim. Yedi yıl oldu. Yedi yıl, anlıyor musun? Ben sayılarla uğraşan biriyim, hesap yaparım…
Sayfa 187. Bugün rafta bir Cemal Süreya şiiri düştü elimden, yere düşünce açıldı, tam o sayfada. Kütüphane kapanıyordu, ben toparlarken o geldi, "bu kitabı bırakıp giden ilk kız değilsin ama en çok üzüleni sensin" dedi…
Öğlen 13.23, Perşembe. Çocuklar öğle uykusunda, sınıf o kadar sessiz ki kendi kalbimin sesini duyuyorum, ne kadar saçma değil mi, kırık iki yaşında bir kalbin sesi duyulur muymuş. Perdeler yarı çekik, masanın üstünde…
Saat yirmi iki elli sekiz, odamın camında ağustosun son sıcaklığı var, tık yok. Radyoda eski bir arabesk çalıyor, sanırım annemin gençliğinden kalma bir şarkı; ben bilmiyorum sözlerini ama melodisi insanı bir yerinden…
Saat 06:08, hava puslu. İstanbul cumartesi sabahına bile yalan söylüyor; güneş var diyorlar, ben camda sadece bulanık bir yüz görüyorum. Muhtemelen benim yüzüm. Muhtemelen. Staj dönüşü değil bu, o ayrı. Bugün nöbet…
Sipariş: bir adet iki kişilik yaş pasta, bir bardak çay. Teslim: asla. Ödeme: on yıldır ben. Sen yine de inat ediyorsun ya, 'pasta iki kişilik denmez ki, dilim dilim kesilir' diye. Kesilir, evet. Ama ben o pastayı hiç…
Saat 03:49, Yalova'da rüzgâr var, perdeler benim kadar karar veremiyor, bir sağa bir sola savruluyor; ben de tez dosyasının üçüncü sayfasındayım, doğrusu üçüncü sayfanın bir kelimesindeyim, o kelime de "hafıza" ve ben…
Sitemiz yalnızca çalışması için gerekli çerezleri kullanır. Ayrıntılar