Üçüncü Saat, Omuz Dikişi
Saat üç. Dükkânı kapattım. Anahtarı çevirdim, kepengi indirdim. Ama eve gitmedim. Terzihanenin arka odasında, lambanın altında kaldım. Yıllardır alışkanlık oldu. Önümde o ceket var. Otuz yıl önce diktiğim. Omuz dikişini…
Etiket
Saat üç. Dükkânı kapattım. Anahtarı çevirdim, kepengi indirdim. Ama eve gitmedim. Terzihanenin arka odasında, lambanın altında kaldım. Yıllardır alışkanlık oldu. Önümde o ceket var. Otuz yıl önce diktiğim. Omuz dikişini…
Gece 01.51, Ekim ortası ama Adana yine sıcak, pencereyi kapatamıyorum, içimde ise kapanmayan bir kapı gibi bir şey var. Bugün bir daire gösterdim. İkinci kata çıktık, müşteri balkona çıktı ve "işte bu manzara" dedi. Ben…
Bir ipliğin kopma anı vardır, sesi duyulmaz ama kumaş bilir; ben de o günden beri, ilmek ilmek sökülen bir şeyin sesini duyuyorum kendi içimde, kimseye çaktırmadan. O gömlek hâlâ sehpada duruyor. Kırk yedinci gecesiydi…
Sevgili defter, bu akşamki hâlimi bir fotoğraf terimiyle anlatmam gerekirse: netlik. Yıllarca flu gördüğüm bir şeyi, kırk yaşında, Elazığ'ın serin bir ekim akşamında, stüdyonun kepenklerini indirirken sonunda net…
Sabahın körü sayılır mı bilmiyorum ama saat sıfır otuz yedi, herkes uyurken ben yazıyorum bunları; emekli olduktan sonra gündüzleri geceye, geceleri gündüze benzettiğimden olsa gerek, içimdeki nöbetçi hâlâ vardiyasını…
03:34. Daha kar yağmadı ama hava öyle bir duruş aldı ki, sanki şehir nefesini tutuyor. Ben de tutuyorum. Alışkanlık işte; tezgâhtarın elleri boş kalınca aklı doluyor. Eylül'ün sonuna geldik, ben hâlâ lise son sınıfın…
sabah 03.02. Uyuyamadım. Kalktım, mutfakta oturuyorum. Ellerimde hâlâ dünün çimento kokusu var. Sabah kalıp söktüm, akşam duş aldım ama o koku çıkmadı. Çıkmasın da. Dün şantiyede bir mühendis geldi, denetim için. Masaya…
Akşam treni yine beş dakika gecikti, hoparlörden duyurulan cızırtılı kadın sesi ofisimin camına vuruyor, ben ise on dört yıldır aynı cümleyi düzeltmeye çalışıyorum: "O zaman git işte." Dört kelime. Memuriyet sınavı için…
Sana, Sana bir şey söyleyecektim, o gece, mezuniyet gecesi, kalabalığın ortasında, elinde o saçma sapan kepginle... Ama söyleyemedim. Yedi yıl oldu. Yedi yıl, anlıyor musun? Ben sayılarla uğraşan biriyim, hesap yaparım…
Sabah sekiz buçuk; motosikletin aynasında güneş daha yeni ısınmaya başladı ama Antakya'nın eylül sabahında rüzgâr, gece kalan bir serinliği taşıyor, ben de dağıtıma çıkmadan önce bir dakikalığına o sokakta durdum. Uzun…
2 Eylül 2026, Çarşamba. Erzurum'da hava açık, geceleri serin, yerde kar yok; termometre gece on iki dereceyi gösteriyor ama benim aklımdaki kalınlık hâlâ kırk santim. Otuz yıl önceki o kışta kar dizlere kadar geliyordu…
Saat 23.33, odamın tavanına doğru yatıyorum ve komodinimin çekmecesi hâlâ benimle konuşuyor, ben de ona cevap veriyorum, ikimiz de bu ilişkinin ne kadar sağlıklı olduğunu biliyoruz ama kimse adını koymuyor. Bugün üç…
Yüz on dokuz gün oldu. Sayıyorum hâlâ, utanmıyorum. Sen gittiğinde haftada bir yazıyordum, hani mektuplar birikirdi masamda, zarfların üstünde senin adın dururdu. Şimdi tek bir zarf bile yok, hepsi defterde, burada…
Saat yirmi iki elli sekiz, odamın camında ağustosun son sıcaklığı var, tık yok. Radyoda eski bir arabesk çalıyor, sanırım annemin gençliğinden kalma bir şarkı; ben bilmiyorum sözlerini ama melodisi insanı bir yerinden…
Sabah altı, camdan henüz ışık yok, Ağustos'un son haftası bile Bursa'da insanı üşütüyor. Stajyer mimarlar bu saatte uyanmaz ama ben uyuyamadım, yatakta statik hesap yaptım: bir insanın kalbine bin kiloluk özlem…
Sitemiz yalnızca çalışması için gerekli çerezleri kullanır. Ayrıntılar