Bu saate kadar oturdum yine.
Bu saate kadar oturdum yine. Uyku yok, olmuyor işte.
Bugün annem geldi yanıma. Yüzüme bakıp durdu, bir şey soracakmış gibi ama soramadı. Ben de bir şey söylemedim. İkimiz de sustuk. Çay demledi, önüme koydu, ben bardağı tutup bıraktım. Soğuttum çayı, içemedim…
Ona anlatamadığım şeyi kime anlatacağım ben? Herkes soruyor, herkes bir cevap bekliyor. “Neden” diyorlar, “iyiydiniz, ne oldu bir anda?” Bir anda olmadı ki. Ama söyleyemem. Söyleyince ne olacak, her şey daha mı iyi olacak? Hayır. Sadece herkesin ağzına bir laf daha vereceğim, o kadar.
Yüzüğü çıkaralı aylar oldu mu desem, üç ay oldu desem… Parmağımda hâlâ izi var, bazen bakıyorum oraya… orası boş, ben de öyle.
Telefonda o mesaj duruyor. Silmedim. Silmeyi biliyorum da… elim gitmiyor işte. Bazen açıp okuyorum, baştan sona. Sonra kapatıp yastığın altına koyuyorum telefonu. Kendime kızıyorum sonra. “Ne yapıyorsun sen” diyorum, “bitti işte.” Ama bitmemiş demek ki. Bitseydi silerdim, di mi?
Kızmıyorum artık ona. Kızamıyorum. Bilmiyorum, belki kızmak daha kolay olurdu. Özlemek zor. Susmak en zor.
Dışarıda bir araba geçti, uzaklaştı. Ben hâlâ buradayım. O mesaj hâlâ orada. Ben de… bilmiyorum işte.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.