Odamın penceresinden dışarı bakıyorum, sokak lambası hâlâ yanıyor, kimse…
Odamın penceresinden dışarı bakıyorum, sokak lambası hâlâ yanıyor, kimse geçmiyor. Herkes uyudu, bir ben uyuyamıyorum.
Telefonu elime aldım yine. Ne diye aldım bilmiyorum. Açtım, o mesaja geldim. Hani şu son mesaja. "Seni üzmek istemiyorum" diye başlayan o cümleye. Onu okumayayım diyorum ama gözüm kayıyor işte, istemsiz. Seni üzmek istemiyorum. Peki neden üzdün o zaman? Madem üzmek istemiyordun, neden…
Nefes alıyorum. Geçiyor. Geçmiyor aslında ama geçiyormuş gibi yapıyorum.
Bugün bir şey oldu, sana anlatacaktım. Güzel bir şeydi. Ama kime anlatacağım? Her şeyi ilk sana anlatırdım, hatırlıyor musun? O kütüphanenin arka masasında, karşımda otururken bile gözlerinle "anlat" derdin bana. Saatlerce konuşurduk, kimse bizi durduramazdı. Şimdi koca bir sessizlik var içimde. O masaya oturduğumda karşımda kimse yok ve ben hâlâ sanki orada biri varmış gibi anlatmaya başlıyorum, sonra kendime geliyorum…
Öfkeliyim sana. Ama sonra o mesajın bir cümlesine takılıyorum, sesim kısılıyor. "Artık devam etmek istemiyorum." Bu kadar. Bir buçuk yıl, bir cümleye sığdı. Bunu hazmedemiyorum. Sen bana her şeyi anlatırdın, ben sana her şeyi. Gelecekten bahsederdik, hatırlıyor musun? Şimdi o gelecek yok ve ben hâlâ ona inanmışım gibi…
Ağlamıyorum artık. Ağlamak istiyorum belki, o da gelmiyor. Sadece içimde bir yer sızlıyor, durmadan. Bazen öyle bir sızıyor ki…
Allah'ım, ne kadar zormuş bu. Keşke sana hiç rastlamasaydım diyorum bazen. Sonra hemen pişman oluyorum. Çünkü o masada, o karşımdaki sandalyede, seninle geçen her dakika… iyiydi. Çok iyiydi. Bunu inkâr edemem.
Uyumaya çalışacağım. Telefonu yastığın altına koyacağım, yine. Yarın yine okurum belki. Belki de silerim. Bilmiyorum. 🥺
Giriş yap, bu yazıya puan ver.