Çekmecedeki Bileklik
Bugün yine o çekmeceyi açtım. Bilerek açtım, kendime eziyet olsun diye. Bileklik hâlâ orada, kutunun içinde, hiç takılmamış. Senin bileğine hiç değmedi. Ben onu alırken hayalini kurmuştum, hatırlıyor musun? Sana…
Bugün yine o çekmeceyi açtım. Bilerek açtım, kendime eziyet olsun diye. Bileklik hâlâ orada, kutunun içinde, hiç takılmamış. Senin bileğine hiç değmedi. Ben onu alırken hayalini kurmuştum, hatırlıyor musun? Sana…
Ya... bunu bir yere yazmam lazım artık, içimde tutmaktan yoruldum. Üç ay oldu. Üç ay. Bazen dün gibi geliyor, bazen de o otobüs durağı çok uzak bir yerde kalmış gibi. Hani yağmuru beklerken ilk kez konuştuğumuz o durak…
Geçen sene bu gece... ya bilmiyorum be, belki de tam bir sene oldu, belki bir gün fazla. Ama ben o geceden beri aynı yerde sayıyorum, sen ise çoktan başka bir yere gittin. Hani şu bizim ilk gün oturduğumuz sıra var ya…
Uyumadım. Uyuyamıyorum zaten, bu saatlerde hep aklıma sen geliyorsun ya, işte ondan. Bugün sana mektubumu yazdım. Evet, hâlâ yazıyorum. Sen iki satırı zor yazıyorsun ama ben her cuma oturup saatlerce yazıyorum sana. Ne…
Hanım, bu akşam yemeği yine tek tabakta yedim. Senin tabağın dolapta duruyor, masaya koymadım. Masada tek tabak var; benimki. Bugün pazardı, bir şey yapmadım. Abim aradı, "ne o, yalnız mı oturuyorsun" dedi, "yoğunum"…
Öğleden sonra evdeyim, perdeyi çekmedim bile. Güneş yerlerde, ben kanepedeyim. Telefon masada yüzü yukarı bakıyor. Ne tuhaf, artık yüzü yukarı bakan her telefon bana seni hatırlatıyor. Çünkü seninki hep ters dururdu…
Akşamüstü markete indim, kasada çalan o şarkı… ya o şarkı işte. Bir an elimdeki poşeti unuttum, kaldım öyle. Nefret ediyorum senden, biliyor musun? Ama gülümsemeden de geçemedim, salak gibi. 🙈 Dün gece de telefona…
Sitemiz yalnızca çalışması için gerekli çerezleri kullanır. Ayrıntılar