ters çevrilen telefon
Öğleden sonra evdeyim, perdeyi çekmedim bile. Güneş yerlerde, ben kanepedeyim. Telefon masada yüzü yukarı bakıyor. Ne tuhaf, artık yüzü yukarı bakan her telefon bana seni hatırlatıyor. Çünkü seninki hep ters dururdu. Sen öyle yapardın ya hani. Konuşurken bir mesaj gelir, telefonu çevirirdin, sonra “kimmiş o” diye sorunca “yok bişi, reklam” derdin. Reklammış. Keşke hiç görmeseydim o ekranı. Keşke o akşam çıkıp gitseydim, hiç sormasaydım. Ama sordum ya.
Önce inkâr ettin. Sonra ağladın. O gözyaşlarına da artık inanamadım. SEN AĞLARKEN BİLE YALAN SÖYLÜYORDUN VE BEN BUNU GÖRÜYORDUM!!! İşte en çok koyan bu oldu. Seni kaybetmek değil, sana bakarken bir yabancı görmek. Tanıdığım adam neredeydi? Kafede karşıma oturan, gülünce gözleri kısılan o adam? O adam da yalan mıydı, yoksa sonradan mı bozuldu, hâlâ bilmiyorum.
İki yıl. İki koca yıl kimseye güvenemedim. Her mesajda bir şüphe aradım, her “iyi geceler”de bir saklama payı. Geçti sanıyordum. Geçmedi işte. Geçmiyor.
Sonra o geldi. O... adını anmıyorum bile, belki kızarım kendime. Bana iyi davranıyor. Sormadan çayımı koyuyor, sesim düşünce susuyor. Bir şey anlatırken gözlerinin içi gülüyor ve ben o gülüşte bir an durup kalıyorum. O an içim ısınıyor, sonra hemen soğuyor. Çünkü içimdeki ses başlıyor: ya yine olursa. YA YİNE OLURSA. Ya bir gün onun da telefonu ters dönerse, ya o da bana “yok bişi” derse...
Ona yaklaşmak istiyorum. Çok istiyorum. Ama her yaklaştığımda sen çıkıyorsun aradan, o eski mesajlar, o ters çevrilen telefon. Sanki beni orada tutuyorsun. Sana kızgınım hâlâ, hem de nasıl kızgınım. Ama bazen gece yatakta senin o sahte ağlamanı düşünüp kendi kendime gülüyorum, sonra gülüşüm yüzümde kalıyor. Sana acıyorum belki. Kendime daha çok.
Ona güvenmeyi seçmek istiyorum. Bir kere daha. Korkarak, elim titreyerek, bilerek. Çünkü güvenmek artık bir cesaret benim için. Allah'ım, bir kere olsun yüzümü güldür. Ona değil, sana söylüyorum: çekil artık aradan. Bırak beni. O benim yanımda, sen değilsin.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.