İki Simit
Bugün yine o durağa gittim. Yolumu uzattım desem yeridir, otobüsüm oradan geçmiyor bile. Ama geçtim işte, karşısına geçtim, öyle durdum bir süre. Hava soğumuş artık, akşam olunca insanın yüzüne vuruyor ya hani. Ben de…
Bugün yine o durağa gittim. Yolumu uzattım desem yeridir, otobüsüm oradan geçmiyor bile. Ama geçtim işte, karşısına geçtim, öyle durdum bir süre. Hava soğumuş artık, akşam olunca insanın yüzüne vuruyor ya hani. Ben de…
Bu saatte uyku yok. Yatağın kenarına kıvrılmışım, tavanı izliyorum ama gözümün önünde hep aynı şey var: o bahçe. Havuzun kenarındaki taş duvar. Bütün davetliler içeride oynarken biz dışarıda oturmuştuk, hatırlıyor…
Bu saatte uyumak zor, biliyorsun. Herkes uyudu, ev sessiz… ben yine o kutuya gittim. Davetiyeler duruyor hâlâ. Bir kısmını dağıttık, sonra kalanları bir kutuya koydum, kaldırdım. Atamadım. Bir tanesini açtım demin…
Şu fotoğrafa bakıyorum da, hani şu düğünde çekilen, ortada gülüyoruz ikimiz de, benim elimde bir bardak var tutmaya çalışıyorum, sen zaten hiçbir şey tutmaya çalışmıyorsun, o eski şakalardan birini yapmışsın yine. Kaç…
Gece yarısı oldu yine. Defteri açtım, kalem elimde, ama sana ne yazacağımı bilmiyorum. Bu aralar her akşam aynı şeyi yaşıyorum: oturuyorum, bir şeyler karalıyorum, sonra bir bakıyorum yazdıklarım hep aynı yere çıkıyor…
Anlat desen ne anlatayım. Yine aynı şeyi anlatacağım işte, sen de biliyorsun, ben de biliyorum ama yine yazıyorum. Çünkü başka yazacak bir şey yok.. olsa yazardım. Bugün pazartesi. Günlerden ne fark eder ki, akşam…
Yine bu saatte, yine sen. Gündüz bir şekilde idare ediyorum da gece olunca... olmuyor işte. Herkes uyudu, ev sessiz, ben bir tek kendi kafamın içinde gürültü çıkarıyorum. Ve o gürültünün içinde hep aynı ses: sen. Bugün…
Sitemiz yalnızca çalışması için gerekli çerezleri kullanır. Ayrıntılar