Davetiyenin Kenarındaki Boşluk
Bu saatte uyumak zor, biliyorsun. Herkes uyudu, ev sessiz… ben yine o kutuya gittim.
Davetiyeler duruyor hâlâ. Bir kısmını dağıttık, sonra kalanları bir kutuya koydum, kaldırdım. Atamadım. Bir tanesini açtım demin, elimde tutuyorum. İsimlerimiz yazıyor. Yan yana. Hâlâ yan yana duruyor işte, kâğıt üzerinde. Kimse bilmiyor o isimlerin altında ne olduğunu 🙈
Hani akşamları salonda otururduk ya, ikimiz de telefonlara bakardık. Ben bir şey söylemek için ağzımı açardım, sen başını kaldırmadan “hı” derdin. Ben de vazgeçerdim. Kaç akşam böyle geçti, sayamadım. Aynı çayı içtik ama sen çayını bitirmeden kalkardın. Ben bardağa bakardım… sonra kaldırırdım.
O gün herkes aynı şeyi sordu. Neden? Ne oldu? Ne yaptı? Söyleyemedim. Çünkü anlatacak bir şey yoktu. Kavga yoktu, ihanet yoktu, yalan yoktu. Sadece iki insan bir evin içinde yavaşça birbirinden uzaklaştı. Sen oradaydın, ben burada. Aynı oda… ama sen başka yerdeydin artık.
Ben de sana söyleyemedim. Bir türlü. O cümleyi içimde tuttum, tuttum… sonuna kadar.
Ben seni hâlâ seviyorum ama artık seni tanımıyorum.
Şimdi yazarken bile sesim kısılıyor. Tanıdığım adamla karşımdaki adam aynı değildi. Hangisi gerçekti, hâlâ bilmiyorum… belki ikisi de.
Şimdi iyiyim diyorum. Huzurluyum, gerçekten. Ama bazen bu saatte, elimde bu davetiye… içim buruluyor. Kızmıyorum artık sana. Sadece merak ediyorum. Sen de kutuya koydun mu kalanları? Attın mı? Yoksa sen de oturup isimlere bakıyor musun bu saatte?
❤️🩹
Giriş yap, bu yazıya puan ver.