Zarfı Açarken
Bu saatte uyku yok. Yatağın kenarına kıvrılmışım, tavanı izliyorum ama gözümün önünde hep aynı şey var: o bahçe. Havuzun kenarındaki taş duvar. Bütün davetliler içeride oynarken biz dışarıda oturmuştuk, hatırlıyor musun? Hava serindi, ben ince elbiseyle titriyordum, gitmek de istemiyordum. Sen de kalkmadın. Kendi hikâyeni anlatmıştın bana, ben de sana. İlk defa birinin beni gerçekten dinlediğini hissetmiştim. Ama o gece her şey başladı; yine de hiçbir zaman adını koyamadık.
Altı ay boyunca her gün yazdık. Sabah uyandığımda ilk işim telefonuma bakmak oluyordu. Senin mesajın yoksa gün eksik başlıyordu. Bir kere bile kavga etmedik. Bir kere bile sesimizi yükseltmedik. Hep anlayışlıydık, hep bekledik. Ama hiçbir zaman 'biz neyiz?' diyemedik. Ben diyemedim, sen hiç demedin. Şimdi anlıyorum, söylenmeyen her şey içimizde birikmiş. O birikmişliği şimdi ben tek başıma taşıyorum.
Ailenin başka bir kızla görüşmeni istediğini söylediğin günü hatırlıyorum. Sesin öyle sakindi ki, öyle teslim olmuştu ki... sanki daha baştan kararını vermiştin. Ben o an anladım. Sustun. Bana 'hayır' demedin, onlara da demedin. O sessizlik benim için en yüksek sesli veda oldu. Ben de bir daha aramadım. Çünkü sen zaten orada değildin. Benimle değildin.
Bir yıl geçti. Ne mi yaptım? Kendime kızdım. Her gece o bahçeyi, o konuşmayı, sonra da son mesajını düşündüm. Hani şu 'Hakkını helal et' diye başlayan, 'Her şey gönlünce olsun' diye biten mesaj. Hâlâ silemedim. Bazen açıp okuyorum, bazen telefonu bırakıp ağlıyorum. O mesajı okurken hep aynı yerde takılıyorum: 'helal et' yazmışsın ya, sanki helallik isteyerek bir şeyi kapatmış gibi oldun. Oysa ben sana hiçbir şeyi helal etmek istemiyordum o an. Sadece kalmanı istiyordum.
Davetiye geldiğinde zarfı tuttum, bırakamadım. Elim titriyordu, önce kendime kızdım. Sonra zarfı açtım. Davetiyede o yazı tipi vardı hani, şu ince, süslü harfler. İki isim yan yana. Senin adın, bir de başkasının adı. O an önce bir boşluk oldu, sonra öfke, sonra yine boşluk. Ama asıl kızdığım kişi sen değilsin.
Benim. Kendime kızıyorum. Neden bu kadar sessiz kaldım diye. Neden sana 'ben varım' diyemedim diye. Neden o bahçede sabaha kadar konuşurken her şeyi söyleyip de hiçbir şeyi söyleyemedim diye. Keşke demeden duramıyorum. Ama bırakmak istemiyorum, çünkü bırakınca o gece de bitecek.
Sen başkasıyla evleniyorsun. Ben buradayım, yatağımda, tavanı izliyorum. Kızgınım sana, kızgınım kendime. En çok da o geceye kızgınım. Ama şunu da biliyorum: o gece olmasaydı, şimdi bu kadar acı çekmezdim diye düşünüyorum ya, yalan. O gece olmasaydı, hiç bu kadar canlı olmazdım.
Mutlu ol. Ben de bir gün unuturum belki. Ama bu gece hâlâ seni düşünüyorum.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.