O el hâlâ avucumda
Anlat desen ne anlatayım. Yine aynı şeyi anlatacağım işte, sen de biliyorsun, ben de biliyorum ama yine yazıyorum. Çünkü başka yazacak bir şey yok.. olsa yazardım.
Bugün pazartesi. Günlerden ne fark eder ki, akşam olunca oda yine karanlık. Salonda bir ses var, televizyon mu, o mu, bilmiyorum. Ben buraya geldim. Buraya gelmeyi ben seçmedim aslında, buraya gelmeden duramıyorum artık.
Hani bir düğünde insan dans etmeye çekinir ya. Ben de çekiniyordum. Ellerim cebimde, kenarda duruyordum, kimse beni görmesin diye. Sonra biri geldi. Elini uzattı. Öyle bir uzattı ki.. sanki yıllardır bekliyormuş gibi. Ben tuttum o eli. İşte mesele bu. Tuttum ve bir daha bırakamadım, bırakamadım değil, bırakmadılar belki de. Bilmiyorum.
O gece eve giderken kalbim öyle atıyordu ki, şoföre söylesem duyar mı diye düşündüm. Ne alaka. Ama öyleydi işte. Yıllardır olmayan bir şey, bir çarpıntı, bir sıcaklık.. avucumda kalan bir iz. Şimdi o el yok. Düğün bitti, herkes evine gitti. Bitti mi gerçekten..
Kızmak istiyorum birine ama kime. Kendime mi, ona mı, hayata mı. Hep bir yarım kalmışlık işte. Aynı evde iki yabancıyız, sorular soruyoruz birbirimize, cevaplar gelmiyor. Sonra susuyoruz. Ben de bu odada, bu yazıda susuyorum.. ya da susamıyorum, o yüzden yazıyorum.
Bırakamıyorum. Bırakmam için birinin elimi tutması lazım. 🫠
Bu akşam da o eli düşündüm. Bin kere düşündüm. Bin birinci kez de yazarım, biliyorum.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.