Bu saatte yine sen
Yine bu saatte, yine sen. Gündüz bir şekilde idare ediyorum da gece olunca... olmuyor işte. Herkes uyudu, ev sessiz, ben bir tek kendi kafamın içinde gürültü çıkarıyorum. Ve o gürültünün içinde hep aynı ses: sen.
Bugün yine açtım o çekmeceyi. Açtım, baktım. Elimi uzattım, hatta parmağım değdi yüzüğe. Sonra çektim. Her seferinde aynı şey: alacak gibi oluyorum, almıyorum. Sanki alsam bir şey değişecekmiş gibi... değişmiyor. Biliyorum. Ama insan işte, bir şeye tutunmak istiyor.
Bak sana kızgınım, çok kızgınım. Bana bir akşam oturup "bitsin" dedin ya. Öylece. Bir cümleyle. O cümleyi kurarken benim içimde ne koptuğunu sordun mu? Sormadın. O gün benim için bittiğin an, o cümleyi bu kadar kolay söylediğin andı belki de. Bilmiyorum. Sen biliyor musun peki? Neden? Neydi? Hâlâ cevabını alamadım, almayacağım da galiba. "Anlaşamadık" dedim herkese. Anlaşamadık... Yalan. Biz anlaşıyorduk canım. Sen kaçtın, ben sustum. İkimizin de suçu var belki de, ama benim suçum seni bu kadar sevmekti.
Annem geçen gün "artık çıkar şu yüzüğü de bir yere kaldır" dedi. Çıkardım ya zaten, çekmecede duruyor işte. Ama o çekmeceyi her açışımda tekrar tekrar... of. Nefret ediyorum bu halimden. Güçlü olacağım dedim, oluyorum da gündüzleri. Geceleri ise kendime söz geçiremiyorum, sonra yine bu saatte oturuyorum buraya ve sana yazıyorum.
Davetiyeler... onları düşünmek bile istemiyorum. Basılmıştı. İsimlerimiz yan yana, tarih atılmıştı altına. Şimdi o kâğıtlar nerede kim bilir, belki çöpte, belki bir kutuda. Aklım çekmecede değil, o kâğıtların yanında... unutmak istiyorum ama unutamıyorum.
Canım. Yine "canım" dedim, farkındayım. Alışkanlık işte. Kızma bana, kızma... Sen de beni düşünüyor musun bazen? Gece bu saatte, yatağında dönüp dururken aklına geliyor muyum? Gelmiyorsan söyleme zaten, bilmek istemem.
Neyse. Yarın yine gündüz olacak, yine güçlü olacağım. Şimdi ise sadece... susuyorum işte.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.