Aşk Defteri
Özlem yazıları

Özlem İtiraf

İki Simit

ekimde_dogdum

· 2 dk okuma

Bugün yine o durağa gittim. Yolumu uzattım desem yeridir, otobüsüm oradan geçmiyor bile. Ama geçtim işte, karşısına geçtim, öyle durdum bir süre. Hava soğumuş artık, akşam olunca insanın yüzüne vuruyor ya hani. Ben de ellerimi cebime soktum, senin o akşam yaptığın gibi. İki simit… hâlâ aklımda ya, iki simit getirmiştin elinde, sıcak mıydı, değil miydi hatırlamıyorum ama “ya üşüdüm be” deyişin var ya, o hâlâ kulağımda. Sanki az önce söylemişsin gibi.

Ne çok şey söyleyebilirdim o akşam, bir bilsen. “Ben de” diyebilirdim. Sadece iki kelime be, iki kelime. Ama diyemedim. Sen simidi bana uzattın, ben aldım, teşekkür ettim, ikimiz de yedik. Konuştuk mu? Konuştuk işte, derslerden, sınavlardan, havadan sudan. İçimde bir fırtına, dışarıdan “merhaba, nasılsın”. Yıllarca böyle geçti ya, yıllarca. Aynı koridorda yürüdük, sen her selam verdiğinde kalbim ağzıma geliyordu, yüzüm kızarıyordu belki de, sen görmedin. Görmedin mi sahiden, yoksa görmek mi istemedin? Bunu artık soramıyorum işte.

O kâğıt hâlâ bende. Hani ilk gün kantinde uzattığın, üzerinde sadece numaran olan kâğıt. Sararmış artık, kenarları yumuşamış, kat yerleri incelmiş. Açıp bakıyorum bazen, o numarayı ezberledim ben ya, hiç aramadım ama ezberledim. Ne saçma di mi? Ezberleyecek kadar istemişim ama arayacak cesareti bulamamışım. Şimdi otuz beşimdeyim ve hâlâ o kâğıdı çekmecemde saklıyorum. Buna saklamak denir mi, bilmiyorum. Belki de atmaya kıyamıyorum sadece.

Geçenlerde davetiyeni gördüm yine. Hani şu çekmecede duran. Açtım, baktım. Adın yazıyor orada, yanında onun adı. Gülümsedim, sahiden gülümsedim. Kızmadım sana, hiç kızmadım. Kızacak ne var ki? Sen beni beklemedin, ben de zaten hiç gelmedim. O düğüne gitmedim, gidemedim. Ama davetiyeyi de atamadım. İşte böyle bir şey bu, ne düğüne gidebiliyorum ne de onu unutabiliyorum. Arada bir yerde kalmışım, kendi elimle.

Bak, pişman mıyım? Değilim. Yani… değilim işte, sanırım. Çünkü pişmanlık geri dönmek ister, ben geri dönmek istemiyorum artık. Sadece içimde kalmış bir cümle var, yıllardır söylenmemiş, ağzımda büyümüş, dilimin ucunda durmuş. “Ben de seni.” Bu kadar. Üç kelime. O akşam söyleyemediğim üç kelime.

Şimdi burada, bu soğukta, karşımda o durak, ben sana bunları yazıyorum. Sen okumayacaksın biliyorum. Okusan da ne olacak ki, herkes kendi yoluna gitmiş. Ama ben yine de yazıyorum. O iki simidin hatırına yazıyorum. Ya üşüdüm be… keşke o akşam ben de üşüdüğümü söyleseydim. Keşke senin gibi cesur olabilseydim.

Neredeysen, nasılsan, iyi ol. Ben de iyiyim işte, merak etme. Sadece arada bir o durağa gidiyorum, ellerim cebimde, seni bekliyorum gibi. Kimse gelmiyor. Ama alıştım artık.

8,6 / 10

Giriş yap, bu yazıya puan ver.

Yorumlar

  1. Söylenmemiş o üç kelime var ya, insanın içinde büyüyüp ağzında kalıyor, ben de tam orada duruyorum. Benim dolapta da bir kutu var, ben de açamıyorum; sen o kâğıdı hiç atamamışsın, ben de. Keşke o akşam üşüdüğünü söyleyebilseydin 🥺

Yorum yazmak için giriş yap ya da kayıt ol.

Sitemiz yalnızca çalışması için gerekli çerezleri kullanır. Ayrıntılar