O sesi hâlâ silemedim
Sabah yine erken kalktım. Perdeyi açtım, dışarısı daha yeni ısınıyor. Elime telefonu aldım, bilerek aldım, hani şu alışkanlık işte. Ses kayıtlarına aşağı indim, orada duruyorsun. Hiçbir yere gitmemişsin be. Biliyor…
Sabah yine erken kalktım. Perdeyi açtım, dışarısı daha yeni ısınıyor. Elime telefonu aldım, bilerek aldım, hani şu alışkanlık işte. Ses kayıtlarına aşağı indim, orada duruyorsun. Hiçbir yere gitmemişsin be. Biliyor…
Akşam oldu yine. Hani şu seninle konuştuğumuz saat. Hep aynı saatte buluşur gibi olurduk ya, işte o saat. Şimdi o saatte ben sadece fincanı yıkıyorum. Sonra telefonda duran o mesajın ekran görüntüsüne bakıyorum, sonra…
Bugün tam bir yıl oldu. Bu cümleyi kaç kere kurdum bugün, bilmiyorum. Her kurduğumda içimden bir ses "ee, sonra?" diyor. Sonrası yok be. Sonrası hâlâ aynı defter, hâlâ aynı sen. Yazıyorum. Hâlâ yazıyorum. Sana hiç…
Duydum işte. Nişanlanmışsın. Bana söylemedin, bir arkadaşımdan duydum, sıradan bir pazar öğleden sonrası, elimin altında çayım soğurken. Ne güzel. Demek böyle oluyormuş. Ve ben ne yaptım biliyor musun? Kalktım, telefonu…
Karım, yine oturdum şu ekranın karşısına. Yazıyorum, siliyorum, tekrar yazıyorum. Sonunda göndermiyorum işte. Biliyorum, göndersem sesindeki yorgunluğu duyacağım, o da bana kıyamayacak, bir de benim yüzümden üzülecek…
Yanımda uyuyorsun ya. Nefesini duyuyorum. Bazen öyle bir an geliyor ki, gözlerimi kapatıp bu sesi ezberliyorum, sanki bir gün unutacakmışım gibi. Sonra kendime kızıyorum: ne unutması be adam, on iki yıldır aynı…
Sitemiz yalnızca çalışması için gerekli çerezleri kullanır. Ayrıntılar