O sesi hâlâ silemedim
Sabah yine erken kalktım. Perdeyi açtım, dışarısı daha yeni ısınıyor. Elime telefonu aldım, bilerek aldım, hani şu alışkanlık işte. Ses kayıtlarına aşağı indim, orada duruyorsun. Hiçbir yere gitmemişsin be.
Biliyor musun, o kaydı kaç kere dinledim sayamadım artık. Konuşurken gülüyorsun, sonra bir şey diyecekken duruyorsun, tam o sırada kesiliyor kayıt. Ben hep merak ediyorum: devamını söyleseydin ne olurdu? Belki de hiçbir şey. Belki de her şey. İşte böyle saçmalıyorum sabah sabah.
Hani bazen sana çok kızıyorum. Neden diyorum, neden sonuna kadar söylemedin? Ama sonra dönüp kendime kızıyorum. Ben söyledim mi sanki. O son gece, otobüs durağının orada, ikimiz de bir sürü şeyin ucuna geldik de ağzımızı açmadık. Sen de biliyorsun. İkimiz de biliyoruz.
Çekmecede bir hediye duruyor, hâlâ paketli. Vermeye cesaret edemediğim şey. Bazen açıp bakıyorum, sonra geri koyuyorum. Verilmemiş bir şeyin ağırlığı olur mu ya, oluyormuş.
Bugünlerde daha iyiyim diyorum kendime, sonra o sesi duyuyorum ve hepsi başa dönüyor. Sana kızgın değilim artık. Ya da... belki biraz. Sadece özledim. Çok özledim. Bunu bir yere yazmam gerekiyordu, yazdım. Sen okumayacaksın ama olsun.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.