Bu Gece Yine Uyuyamadım
Yanımda uyuyorsun ya. Nefesini duyuyorum. Bazen öyle bir an geliyor ki, gözlerimi kapatıp bu sesi ezberliyorum, sanki bir gün unutacakmışım gibi. Sonra kendime kızıyorum: ne unutması be adam, on iki yıldır aynı yastıkta, aynı evde, aynı hayatın içindeyiz. Ama işte, yine de ezberliyorum. İnsan sevdiği şeyi böyle ezberliyor demek ki.
Geçen gece ateşler içinde yatıyordun ya, hani o grip seni öyle bir yamultmuştu. Bütün gece başında bekledim, termometreyi salladım, ölçtüm, yine ölçtüm. Sen yarı uyur vaziyette "yeter artık" diyordun, ben "sus, uyu" diyordum. Sabaha karşı mutfakta ıhlamur kaynatırken bir hâl oldu bana. Kendi kendime güldüm, hem de ne gülmek... ALLAH'IM, BU KADIN BENİ HÂLÂ NEDEN BÖYLE HEYECANLANDIRIYOR!!! On iki yıl olmuş, hâlâ senin için mutfağa kalkıp elime aldığım tencerenin sapı titriyor. İnsan buna ne der, nasıl anlatır, vallahi bilmiyorum.
Bak, sana bir şey itiraf edeceğim. Yıllar geçtikçe "seni seviyorum" demek kolaylaşmadı. Kolaylaşacağını sanıyordum. Hâlbuki her seferinde daha da zorlaştı. Sanki o iki kelime çıkacak ağzımdan da, bir şey kırılacak. Seninle aramızdaki bir şey, kıymetli bir şey... O yüzden söyleyemiyorum çoğu zaman. Onun yerine sana ters ters bakıyorum, "yarın erken kalk" diyorum, çayına şeker atıyorum. Sen anlıyorsun gerçi. Sen hep anladın.
Biliyor musun, bu gece yine çekmeceyi açtım. Hani şu yeşil kapaklı defter var ya... Yirmi yıl önce, o kırtasiyenin vitrininde görmüştüm onu. Alıp almamakta tereddüt ediyordum, sen yanımda duruyordun. Sadece fikrini sormuştum sana, o kadar. Bir yabancıya sorar gibi. Sen gülümsemiştin, hatırlıyor musun? "Bence al, güzel yazarsın" demiştin. O gülümseme... İşte her şey o an başladı. O gün bugündür o defter çekmecemde duruyor, ilk sayfasında senin el yazınla hâlâ: "Güzel yaz." Okudum yine bu gece. İki kelime. İki kelime bir insanı bu kadar mı sarabilir, bu kadar mı ısıtabilir...
Her mektubumu ona bakarak yazıyorum. Sanki sen karşıma oturmuşsun da, bana bakıyorsun da, ben sana bir şey söyleyecekken kelimeleri unutuyorum. Sonra deftere bakıyorum, o iki kelimeyi görüyorum, kalem yine elime geliyor. Sen farkında değilsin belki ama, sen benim yazma sebebimsin. Hep öyleydin.
Bazen öfkeleniyorum sana, biliyor musun? NEDEN BU KADAR GÜZELSİN, NEDEN!!! Neden uyurken bile insanın içini böyle bir tuhaf ediyorsun, neden yıllar geçmesine rağmen hâlâ ilk günkü gibi bakıyorum sana... Kızıyorum işte, kendime de kızıyorum. Bu yaştan sonra bir adama bu haller yakışmıyor belki, ama napayım. Elimde değil. Seninleyken hâlâ o kırtasiyedeki adamım ben. Hâlâ o vitrine bakıyorum, hâlâ yanımdaki kadına fikrini soruyorum.
Yarın sabah yine seninle uyanacağım. Bunu biliyorum ve bu, her şeye bedel. Sen uyurken ben burada, bu satırların başında, sana söyleyemediklerimi yazıyorum. Sana söyleyemediğim için değil de... söyleyince kırılacak diye korktuğum için. Ama bu gece bir kere olsun yazayım, deftere değil, buraya: seni seviyorum. Hem de ilk günkü gibi, hatta ilk günden daha çok. Sabah uyandığında çayını ben koyacağım, sen hiç kalkma.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.