Biliyor musun, bugün yine o fotoğrafa baktım.
Biliyor musun, bugün yine o fotoğrafa baktım. Hani şu yıllar önce bir yolculukta çektiğin, benim hiç görmediğimi sandığın... Hâlâ bana göstermedin. Ben de hâlâ sormadım. Sormak istedim, yemin ederim istedim, tam ağzımı açacaktım ki...
Neyse.
Bazı şeyleri söyleyemiyorum işte. Sana seni sevdiğimi söyleyemiyorum mesela. Çünkü sen o sözü beklemediğinde daha çok işe yarıyor gibi geliyor bana. Saçma mı? Saçma. Ama ben seni öyle seviyorum işte, hesapla, mantıkla değil. Kavga ettiğimizde susuyorum. Hep susuyorum. Sonra bir bakıyorum elini tutmuşsun, ben de unutmuşum neden kızdığımı. Unutuyorum ama içimde bir yerde kalıyor. Orada birikiyor. Bugün de o birikmişlerden biri yüzünden yazıyorum sana.
Diyecek şeylerim var ama diyemiyorum. Keşke çıkıp da "bak, bu fotoğrafı neden bana hiç göstermiyorsun" diyebilseydim. Keşke "seni seviyorum" diyebilseydim, sadece iki kelime, ne var yani... Ama diyemiyorum. Çünkü seni tanıyorum, gülerdin belki, şaşırırdın, ne bileyim. Ben de o anı mahvetmekten korkuyorum. Saçma geliyor kulağa, biliyorum.
Sen yine uyuyorsun şimdi. Ben burada, yatağın kenarında, telefonun ışığında sana bunları yazıyorum. Yarın kalkınca yine hiçbir şey söylemeyeceğim. Sen de hiçbir şey sormayacaksın. Ama ben yine o fotoğrafı açıp bakacağım, yine merak edeceğim, yine susacağım...
Off. Ne diyorum ben böyle. Kalkıp sana sarılasım var ama uyandırmaya kıyamıyorum. Neyse. Sen iyi ki varsın, bunu bari bir yere yazayım, belki bir gün sana da söylerim.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.