O gülüşü hâlâ duyuyorum
Bu gece yine o kaydı açtım. Bilmem kaçıncı kez. Önce kızdım sana, yine. Sonra gülüşün geldi, dalgaların arasından, ve ben yine eridim. Her seferinde aynı şey oluyor, hiç şaşırmıyorum artık. İnsan kendi kendine bu kadar mı sadakatsiz olur? Senden nefret ediyorum, sonra bir gülüşüne dönüp âşık oluyorum. Delirdim mi ben, söyle.
Bugün hiç beklemediğim bir yerde gördüm seni. Arkadaşımın paylaşımında, bir fotoğrafın kenarında. Kalbim durdu sanki, sonra çok hızlı çarpmaya başladı. Parmağında ince bir halka. Yanında biri. Tanımıyorum. Gülümsüyordun, o gülüşün işte, hani o kayıttaki gülüşün. Aynı. Hiç değişmemiş. Ve ben... ben o gülüşe kaç yıl sonra hâlâ aynı yerden âşık oluyorum.
Allah'ım, ne kadar salakmışım. O sahilde, o akşam, yanımda yürürken... ağzımı açıp iki kelime edemedim. SENİ SEVİYORUM DİYEMEDİM. İki kelime be! Sadece iki kelime!! Ama söyleyemedim işte. Gurur muydu, korku muydu, neydi bilmiyorum. Şimdi düşünüyorum, o an söyleseydim ne olurdu? Belki bir şey değişmezdi, belki de her şey. Kader işte. Nasip. Ben o gün susmayı seçtim, nasibim de susmak oldu.
O akşam silmeye çalışıyordum seni. Her şeyi. Mesajları, fotoğrafları, adını bile. Telefonu elime aldım, tek tek siliyordum, iyi geliyordu sanki. Sonra o fotoğraf çıktı karşıma. Bir anda bütün silmelerim boşa gitti. O halkayı gördüm ve içimden bir şey koptu, gerçekten koptu. Ne diyeceğimi bilmiyorum. Ne düşüneceğimi de. Ama seni gördüğüme... sevindim mi, kırıldım mı, hâlâ bilmiyorum.
Bak, o kayıt hâlâ telefonumda. Silemiyorum. Kaç kere denedim, kaç kere parmağım 'sil' tuşunun üstünde durdu, kaç kere vazgeçtim. Sen gülüyorsun orada, arkada dalgalar. Ne biliyor musun, sesini duydukça o sahildeyim ben. Yine yanımda yürüyorsun, yine aynı akşam, yine aynı suskunluk. Ve ben yine söyleyemiyorum. Ama şimdi söylüyorum, bak, duyuyor musun beni? SENİ UNUTAMADIM. Unutamıyorum! Yıllar geçti, hayatım değişti, ben değiştim, ama o gülüş... o gülüş hiç dinmedi içimde.
Sana mı yazıyorum bunları, kendime mi, bilmiyorum. Belki kimse okumasın diye. Belki biri okusun da içimdeki bu yangını görsün diye. Sen artık başka bir hayatın içindesin, biliyorum. Ben de kendi hayatımdayım. Ama içimde bir yer var, hep aynı yer, hep senin durduğun yer. Oraya kimseyi oturtamadım. Oturtmak da istemedim galiba. İşte bu yüzden kızıyorum bazen kendime. Bu kadar sevgiyi bir gülüşe, bir akşama, iki söylenmemiş kelimeye hapsetmek... insan kendine bunu neden yapar?
Neyse. Şimdi telefonu alıp yine o kaydı açacağım. Biliyorum, aptalca. Ama ne yapayım. Önce kızacağım sana, sonra o gülüşe yine âşık olacağım. Ve yine... yine hiçbir şey söyleyemeyeceğim. O gülüşün hiç dinmesin. Ben o sesten vazgeçemiyorum çünkü 🤍
Giriş yap, bu yazıya puan ver.