İşte yine o gün.
İşte yine o gün. Takvimde öyle yazmıyor ama benim içimde yazıyor: bugün tam iki yıl oldu. O listenin bana kaldığı gün.
Kocam yan odada maç izliyor. Ben mutfaktayım, çay demledim. Ocağın sesi, kaşığın sesi... Sessizliği dolduran tek şey bunlar. Sonra telefonu çıkardım, o listeyi açtım. Kısık, öyle kısık ki duymuyor bile. İlk şarkıda elim durdu, ikinciyi açmadım bile.
Biliyor musun, seni özlediğim için değil bu. Yani özlemiyorum artık, cidden özlemiyorum. Ama o kantinde yanıma ilk oturduğun günü hatırlıyorum. Ben bir şey demeden sen gülmüştün, ben de gülmüştüm. İki yıl boyunca her gün. Her gün! Sen de sandın di mi, ben de sandım. Ama sonra... işte.
Düğününe çağırmadın. Bir mesaj bile yoktu, bir haber bile. Ne oldu biliyor musun, ben bunu SENİN için değil, kendim için yazıyorum. Kendime kızıyorum! İki yıl boyunca bir kelime bile söyleyemedim, şimdi burada oturmuş telefonun ışığında kendime bakıyorum. NEDEN SÖYLEMEDİM? Neden bir kere 'ben seni...' diyemedim? Ama korktum. İşte hepsi bu.
Kocam iyi adam. Gerçekten iyi. Akşamları birlikte oturuyoruz ama kimse konuşmuyor. Ben çayı koyuyorum, o kupayı alıyor, televizyon konuşuyor bizim yerimize. Kötü değil, sadece sessiz. Belki ben de alıştım bu sessizliğe.
O listeden bir şarkı, bir tek şarkı, sonra telefonu kapatıyorum. Mutfağa dönüyorum. Çayı getiriyorum. İşte öyle 🍂
Giriş yap, bu yazıya puan ver.