Bugün kliniğe yaşlı bir tekir kedi getirildi. Sahibi, "Aynı evde on iki yıl kaldı, sonra bir gün kapıyı buldu ve gitti" dedi. Muayene ederken kediyi, aklım başka yerdeydi. On iki yıl. Bizimki on üç yıl oldu, saymazsam…
Bu sabah çarşıya inince hava sisliydi, öyle ince bir sisti ki simit tezgâhının buğusundan ayırt etmek güçtü; kepengi kaldırırken o sisin içinden senin geçtiğini gördüm ve otuz yıl önce kapanan kapıların gürültüsü yerine…
Saat gece yarısını yeni geçti, dışarıda Eylül sonunun o serin, tuzlu rüzgârı esiyor; pencereyi biraz araladım, odama deniz ve ıslak asfalt kokusu doluyor. Uyumam gerek ama uyuyamıyorum, yarın sabah sekizde merkezde…
Saat 22.45. Çay soğuyor. Yine. Ben bu çayı kim içecek diye demliyorum, hâlâ anlayamadım. Kırk yaşında sanal aşk, bravo bana. Üstelik Nevşehir'de, kocaman bir evde, bulaşık makinesi çalışırken, bir adamın mesajını…
Saat 22.56. Dışarıda yağmur var. Ankara'nın eylül sonu yağmuru... Camda ince bir çizgi halinde akıyor. Mutfaktaki çaydanlık henüz sıcak. Salonda televizyon açık. O kanal değiştiriyor. Ben bu ekranın ışığında yazıyorum…
Saat 12.07. Öğle yoğunluğu yeni dağıldı. Tezgâhta limonlu keklerin son dilimleri duruyor. Fırın hâlâ sıcak. Ben sıcak değilim. Sadece yorgunum. Bugün salı değildi. Cuma. Biliyorum. Ama bir kadın geldi, "kütüphaneye…
Sabahın ikisi, kepenkleri indirip sandalyeleri masaların üzerine çeviriyorum. Cuma gecesi kalabalıktı, ayaklarım hâlâ zonkluyor. Ama kafanın içi, tam kapanış saatinde garip biçimde sessizleşiyor... Bugün cam kenarındaki…
23.01'de yazıyorum bunları. Vardiya yeni bitti, deniz kenarında oturuyorum, ayakkabılarımda hâlâ marketin kokusu var. Sabun, poşet ve biraz da soğuk raf kokusu. İnsan bir yerden çıkarken kendini de orada bırakıyor…
Bir duvarı sürmek için harcı tam kıvamında tutmak gerekir; suyu az gelirse çatlar, çoğu gelirse akar gider. Ben yirmi yıl bu işin içindeyim, kirecin dilini, kumun huyunu bilirim ama kendi elimle ördüğüm bir…
05.30. Fırını yaktım, sonra durdum. Eylül sabahı artık serin. Hamur mayalanırken pencereden baktım, cam kenarındaki masa boştu. Her zamanki gibi. On dört yıl yan yana çalıştık. O kekleri, ben kasayı. Elleri unlu olurdu…
7 Eylül 2026, Pazartesi. Saat 23.30. Bursa'da hava kapalı, geceye doğru serin bir rüzgâr var; pencereyi aralık bıraktım, perdeler hafifçe kıpırdıyor. Bu siteye bugün üye oldum. Rumuz seçerken epey durakladım…
Öğlen 13.23, Perşembe. Çocuklar öğle uykusunda, sınıf o kadar sessiz ki kendi kalbimin sesini duyuyorum, ne kadar saçma değil mi, kırık iki yaşında bir kalbin sesi duyulur muymuş. Perdeler yarı çekik, masanın üstünde…
Saat tam yirmi bir otuz dört. Balkon kapısı açık, Eylül'ün ilk günleri ama İzmir hâlâ yazı bırakmamış; denizden gelen esinti bile ılık. Kordon'dan yeni döndüm, ayakkabılarımın altında hâlâ taşların sesi var gibi. Bugün…
Saat 19.42. Muhabir, izinli olduğu bir akşam kendi mutfağında yabancı bir kadınla karşılaştı. Kadının, üç yıldır aynı kanepede yarım metre ötede oturan kişiyle büyük benzerlik taşıdığı tespit edildi. Edinilen bilgiye…
Akşamın dokuzu, ışık tam çekildi. Rızgâr bugün sertti, teknelerin halatları gıcırdadı durdu. Ben de gıcırdadım içimde, kimse duymadı. Sabah ağları çekerken yine birkaç tekne ötedeydin. Ellerin ıslak, sırtın güneşe…