Yine akşam oldu, yine sen düştün aklıma.
Yine akşam oldu, yine sen düştün aklıma. Kaçıncı kez bilmiyorum, saymayı bıraktım.
Bugün çekmeceyi açtım, yine ordaydın işte. O kitap. Sana alıp da veremediğim, yıllardır orda duran kitap. Kapağını açtım, sayfaları sararmış biraz. İçine ne yazacaktım biliyor musun? "Bunu okurken aklına beni getir" diyecektim. CÜRET EDEMEMİŞİM!!! Ne kadar basit bir cümleydi ya, ne kadar basit!! Kırk bir yaşına geldim, hâlâ o cümleyi kuramıyorum, hâlâ o kitabı uzatamıyorum sana.
Sen o günleri bilmezsin. Üniversitede yan yana otururduk, sen anlatırdın ben dinlerdim, gülerdin ben gülerdim. Sıradan bir arkadaşın gibi. Öyle davrandım her seferinde. En iyi yaptığım şey bu galiba, saklanmak. İçimdekiyle dışımdakinin alakası yoktu ama belli etmedim, hiç.
Sonra başka şehre taşındın, evlendin. O gün tebrik ettim seni, biliyorsun. Sesim titremedi, artık alışmıştım. Ama gece yastığa kafamı koyduğumda ağladım, hem de nasıl. Sana kızgındım da bir yandan, kendime daha çok ama. KIZGINIM BANA!! Neden sustum, neden, neden!! Bir gece oturup sabaha kadar bunu düşündüm, bir cevap bulamadım. Korkaklık mıydı, arkadaşlığını kaybetme korkusu muydu, bilmiyorum. Bildiğim tek şey, kaybetmedim sandığım şeyi kaybettiğim.
Şimdi arada yazışıyoruz. Aramızda mesafe var, uzaklık var, bir de benim söyleyemediklerim var. Hepsi birikti burda, bu evde, bu çekmecede. Bazen telefonu elime alıyorum, adını görüyorum ekranda, kalbim küt küt atıyor. Sonra sıradan bir şey yazıyorum, "nasılsın, çocuklar nasıl" falan. SENİ SEVİYORUM yazmak varken, iki satır havadan sudan. Rezilim ya, kabul ediyorum.
Keşke söyleseydim. Keşke o kitabı verseydim. Keşke bir kez olsun "seni seviyorum" deseydim, sadece bir kez. Belki hiçbir şey değişmezdi, belki o gün bana gülerdin, belki de küsüp giderdin. Ama en azından bu sessizlik olmazdı içimde. Bu sessizlik boğuyor beni artık. Söyleyememek ne kötü şeymiş, insan bazı şeyleri kendine bile diyemiyor.
Bugün tam bir yıl oldu o kitabı elime ilk aldığımdan beri... yok, yalan söyledim, yıllar oldu. Yıllar. Ne çabuk geçmiş. Ben hâlâ aynı çekmecenin önünde duruyorum, sen çoktan başka bir hayatın içindesin. Kıskanmıyorum demem yalan olur, kıskanıyorum işte. O hayatın içinde benim yerim yok, biliyorum. Ama insan bazen bilmesine rağmen kabullenemiyor, ben de kabullenemiyorum.
Neyse. Yine yazdım sana, yine gönderemedim. Belki bir gün veririm bu defteri de okursun. Belki o gün gelir, ben o kitabı ilk kez gerçekten eline tutuştururum. Belki...
Sen iyi ol, orda, o şehirde, o hayatın içinde iyi ol. Ben burda, bu evde, bu çekmeceyle yaşamaya devam ediyorum. 🤍
Giriş yap, bu yazıya puan ver.