Aşk Defteri
Özlem yazıları

Özlem Mektup

O kutunun kapağı

sus_pus

· 3 dk okuma

Eski sevgilim…

Bu akşam çekmeceyi karıştırıyordum. Bilirsin, hani şu hiçbir şeyi atamadığım, içinde fişler, eski kalemler, bir türlü çöpe gitmeyen ıvır zıvır biriken çekmece. Elimi attım, kapağı hafif çizik, o minik kutulardan biri çıktı. Biliyorsun işte. Sana hiç söylemedim ama ben onları hiçbir zaman atamadım, kıyamadım. Hepsinin bir köşesi ezik, bir tanesinin kurdelesi hâlâ duruyor, hani şu ilk kutulardan birinde taktığın kurdele.. iki yıl olmuş, hâlâ aynı yerde duruyor 🙈

Kapağı açtım. İçindeki notu okumadan önce biliyordum ne yazdığını. Ama yine de okudum. Sonra bir daha. Sonra bir daha. Sesli okudum bu sefer. Odanın içinde kendi sesimi duydum, biraz yabancı geldi. Bir de senin sesinle okumaya çalıştım, onu hiç beceremedim. Senin sesini unutmuşum… ya da unuttuğumu sanıyorum, bilmiyorum. Çünkü bazen bir yerde bir cümle duyuyorum, hop, senin ağzından çıkıyor sanki. Sonra geçiyor. Ama bu akşam geçmedi işte.

Şimdi oturdum, bu satırları yazıyorum. Nasıl anlatsam… kızmak istiyorum sana, hâlâ kızabiliyorum aslında, bazen bir şey oluyor, mesela eski telefonumun galerisinde bir fotoğrafımıza denk geliyorum, o an içimden geçiyor: NEDEN böyle oldu?! Neden böyle bitti, neden ikimiz de oturup konuşmadan önce o son ayları öyle sessiz sedasız geçirdik.. Neden ben o akşam ağzımı açıp da tek bir şey söyleyemedim? Oysa içimden neler geçiyordu. Hâlâ sevdiğimi söyleyemedim. Hâlâ sevdiğimi ama artık nasıl seveceğimi bilmediğimi söyleyemedim. Oturdum, karşında elimi koltuğa koymuş, başımı öne eğmiş, sen anlattın, ben dinledim. Ben sadece dinledim. Sonra kalktım, sarıldım sana, sonra gittim. O kadar.

O gece eve dönerken hiçbir şey hissetmedim. Cidden, hiçbir şey. Bir hafta sonra, bir gece yarısı, hiçbir sebep yokken, o şarkı çıktı radyoda. Hani bizim şarkımız. Hani bir kere paylaşıp saatlerce konuşmadan beklediğimiz o şarkı. Ellerim titredi, kapatamadım. Sonuna kadar dinledim. Sonra bir daha açtım. Sonra bir daha. O gece sabaha kadar onu dinledim. Sabah olduğunda artık bir şey değişmişti içimde. Bittiğini anlamıştım, gerçekten anlamıştım. Ama kabul etmemiştim işte. İkisi aynı şey değil.

Bazen kendime kızıyorum. Daha çok kendime. Mesela diyorum ki, keşke o son aylarda cevabı geciken mesajları bir kenara bırakıp da bir akşam üstü çıkıp gelseydim sana, kapını çalsaydım. Keşke buluşmalar seyreldiğinde “bak, bir şeyler ters gidiyor” diyebilseydim. Diyemedim. İkimiz de susmayı seçtik, ikimiz de bekledik, sonunda da beklemekten yorulduk. Ama ben yine de bazen öyle bir kızıyorum ki sana, öyle bir kızıyorum ki.. sanki her şeyi tek başıma yaşamışım gibi. Sonra hemen geçiyor. Çünkü biliyorum, sen de yaşadın. İkimiz de. Kimse tek başına yaşamadı o üç buçuk yılı, değil mi?

Şimdi bu kutuları düşünüyorum. Hepsinin içinde bir not. Kimisinde “bugün seni çok düşündüm” yazıyor, kimisinde “bu hafta biraz yorgunum ama sen buradasın ya, yetiyor”, kimisinde sadece bir gülücük. Sen hep böyleydin. Kutuya not koyan, özenle seçen, küçük bir şeyi büyüten. Ben de hiç atamayan. İkimiz ne güzel anlaşıyorduk bu konuda 🙈 biri verirken, biri saklarken. Ama sonunda saklamak yetmiyor. Kutuda kalan bir şey, kalpte de kalıyor ama yetmiyor. Anlatabiliyor muyum…

Dün gece bir şey oldu. Hani şu aptalca umut var ya. Ben onu taşıyorum. Hâlâ. Bazen apartmanda bir kapı çalıyor, kalbim bir atıyor. Bazen telefonuma tanımadığım bir numaradan bir mesaj geliyor, açıyorum, yok. Bazen de kendi kendime “belki bir gün gelir, belki bir gün kapıyı çalar” diyorum. Sonra kendime gülüyorum. 22 yaşındayım, kime ne anlatıyorum. Ama işte kafamdan atamıyorum. Çok mu aptalca? Siz söyleyin, okuyan biri “bırak artık” diyecek belki şimdi, haklısınız. Ben de kendime diyorum. Bırak artık. Bırak.

Ama bırakamıyorum. Çünkü bırakmak, o kutuları da bırakmak gibi geliyor bana. Oysa ben sadece sana değil, o notlardaki hâline de bağlıyım hâlâ. Bir de şu var: artık kendime söz verdiğim bir şey var. Toparlanıyorum. Yavaş yavaş, kendi hızımda. Bu akşam bu satırları yazıyorum ya, belki yarın sabah kalktığımda biraz daha hafif olacağım. Belki bir gün bu yazdıklarımı okuyacak biri olacak ve “bak, gerçekten atlatmış” diyecek. İnanıyorum buna. Ama bu gece hâlâ o kutunun kapağı açık, hâlâ notu elimde tutuyorum, hâlâ o şarkı arkada bir yerlerde çalıyor gibi geliyor bana ve hâlâ seni düşünüyorum. Hâlâ. Bunu söylemek zor değil artık. Söylüyorum işte: seni hâlâ seviyorum, ama başka bir yerden, başka bir şekilde.. ve bu sefer söylemekten korkmuyorum. Sadece biraz sessizim, o kadar. 🌙

9,0 / 10

Giriş yap, bu yazıya puan ver.

Yorumlar

  1. Burada bir tek o son paragraf kalıyor akılda: anlamakla kabul etmek arasındaki o ince çizgi. Ben de telefonumdaki o son fotoğrafa bakıp duruyorum, sesli mesajlar seyreldikçe daha çok bakıyorum 🙈 Sesin unutulması kısmı dokundu, çünkü ben unutmaktan değil, sesin azalmasından korkuyorum.

  2. gonlumun_sultani yazdı: “Burada bir tek o son paragraf kalıyor akılda: anlamakla kabul etmek arasındaki o ince çizgi. Ben de telefonumdaki o son fotoğrafa bakıp duruyorum, sesli mesajlar seyreldikçe daha çok bakıyorum 🙈…”

    O ince çizgi... ben de uzun süre anlamakla kabul etmek arasında gidip geldim, ikisi gerçekten aynı şey değilmiş 🥺 Sesli mesajlar konusunda seni çok iyi anlıyorum, ben de bir tanesini hâlâ kapatamıyorum, açtığımda sesi azalıyor gibi geliyor ve bu beni unutmaktan çok korkutuyor… Belki de ses hiç kaybolmuyor, sadece biz ona eskisi gibi bakamıyoruz. 🫂

Yorum yazmak için giriş yap ya da kayıt ol.

Sitemiz yalnızca çalışması için gerekli çerezleri kullanır. Ayrıntılar