O kare
Gece yarısı oldu. Uyku yok. Galeriyi açtım, parmağım kendi kendine kaydırıyor. Ta ki o kareye gelene kadar. Konserde çektiğim fotoğraf. Hani şu senin omzun omzuma değerken çektiğim. Sahne görünüyor karede, ışıklar, kalabalık... sen yoksun. Sadece sahne var, kalabalık da. Ama ben o kareye her baktığımda seni görüyorum, onu da bil.
Bu gece yeni bir şey fark ettim. Sahnede bir şey olmuş, herkes alkışlıyor, ben de alkışlıyorum ama gözüm sana kaymış, bunu hatırlıyorum, çünkü fotoğrafı çektiğim an tam da o an. Yanımda duruyordun, ben kımıldamaya korkuyordum. Sol elin cebindeydi, parmakların dışarıda, hafif kıvrılmış. Sanki bir şeyi tutmak istemişsin de tutamamışsın gibi. Belki uyduruyorum. Belki değil. Artık hiçbir şeyden emin olamıyorum.
Kitapçıdaki ilk gün. Rafların arasında, elinde aynı kitap. "Siz de mi?" dedin, güldün. Ben ne cevap verdim hatırlamıyorum bile, öylece kaldım. Sonra konuştuk, sen anlattıkça ben dinledim, dinledikçe içimde bir şey kıpırdadı. Yıllardır kimseye açmadığım bir yer vardı, orası... bilmiyorum. O gün eve giderken kendi kendime güldüm, "hâlâ olur muymuş" dedim. Aptallık işte. Ama güzeldi.
Konserde bana döndün, "İyi ki geldik" dedin. İçim titredi. O an aramızda bir şey vardı, sen de hissettin, biliyorum. Sonra o mesaj geldi. "Hazır değilim." İki kelime. Ardından "Seni üzmek istemem." Bir de "Hoşça kal." Ben ne yaptım? Hiçbir şey. Arkandan bakakaldım. Sesimi çıkarmadım. Çünkü söyleyecek o kadar çok şeyim vardı ki, hangi birini söylesem diğerleri içimde kalacaktı. Sustum. En kötüsü de bu ya: hâlâ susuyorum.
Öfkeliyim sana. Madem hazır değildin, neden o kadar yaklaştın? Neden o gülümsemeyle içimi umutlandırdın? Sonra kendime kızıyorum, belki sen hiçbir şey yapmadın, ben kendi kendime kurdum her şeyi. Belki o parmaklar sadece tesadüftü, o omuz teması sadece bir anlık bir şeydi... Bilmiyorum. Ama kalbim hâlâ o kitapçıdaki adama inanmak istiyor, ne yapayım.
Bugün tam bir ay oldu. Bir ay. Her akşam telefonuma bakıyorum, belki bir mesaj gelir diye. Her gece o kareyi açıyorum, belki bir şey fark ederim diye. Dua ediyorum, belki bir gün karşıma çıkarsın diye. Biliyorum, belki boşuna. Ama elimde değil. Yıllar sonra ilk kez birine "belki" dedim. O "belki"yi kolay kolay bırakamıyorum.
Şimdi sana yazıyorum işte. Göndermeyeceğim. Belki bir gün bir yerlerde okursun diye... ya da sadece içimde kalmasın diye. Kitapçıdaki adam, eğer bir gün bu satırları okursan bil ki: ben seni hâlâ o gülümsemeyle hatırlıyorum. Ve o kare hâlâ telefonumda. Silmeye elim varmıyor. Varmayacak da galiba. Sen de sağ ol. Her şeye rağmen iyi ki çıktın karşıma. İyi ki o kitapçıdaydın. İyi ki o konsere gittik. İyi ki...
Giriş yap, bu yazıya puan ver.