O İki Kelime
Bugün yine açtım o mesajı. "Merhaba, nasılsın?" yazmışsın, sadece bu. İki kelime. Ama ben o iki kelimenin içine yıllarımı sığdırdım…
Biliyor musun, bazen bu satırları yazarken sesli okuyorum. Sen duymuyorsun ama ben senin karşındaymışım gibi konuşuyorum. Hep "sen" diyorum. Alıştım. Sanki hâlâ karşımdasın, sanki az sonra bir şey söyleyeceksin.
O düğünde sadece birkaç kelime konuştuk. Hatırlıyor musun, hatırlamıyorsun. Ben hatırlıyorum. O gece herkes oynuyordu, ben bir köşede duruyordum, sen yanıma geldin. Ne dediğini bile unuttum şimdi… hayır, unutmadım. Ama söylemeyeceğim. Çünkü söylersem, o geceye geri dönerim, sonra da bugüne nasıl döneceğimi bilemem.
Yıllar geçti. Ben evlendim, sen kendi yoluna gittin. Sonra o mesaj geldi. Ekranımda adını gördüğüm an kalbim… nasıl anlatsam. Elim titredi. Açtım, okudum, kapattım. Bir daha açtım. Yine okudum. Yine kapattım. Sonra bir süre öylece kaldım.
Buluştuk. Konuştuk. Gülüştük. Ama ben hiçbir zaman "seni seviyorum" diyemedim. Neden diyemedim, biliyor musun? Çünkü diyemezdim. Çünkü hayat öyle değil. Çünkü… bilmiyorum. Belki de korktum. Belki de o iki kelimeyi duymaktan korktum, senden değil, kendimden.
Şimdi kızgın değilim. Sana değil. Kendime kızıyorum. Sustuğum için. İçimde kalan o cümle için. Her seferinde o mesajı açıp okuyorum, sonra ekranı kapatıp bir süre öylece kalıyorum. İçim sızlıyor. Ama ağlamıyorum artık. Sadece… susuyorum.
Sen iyi misin? Umarım iyisindir. Umarım bir yerde, bir öğleden sonra, aklına ben geliyorumdur. Gelmiyorsan da… canın sağ olsun. Ben seni hep o iki kelimeyle hatırlayacağım. "Merhaba, nasılsın?" Ve ben hâlâ cevap veremiyorum. Çünkü cevabım çok uzun. Çünkü cevabım seni çok yorar.
🙏
Giriş yap, bu yazıya puan ver.