O gece söyleyemediklerim
Az önce telefonu elime aldım, yine bıraktım. Ekranın ışığı söndü, oda yine karanlık. Bu ara hep böyle oluyor işte. Bir şey yazacakmışım gibi oluyor, sonra parmaklarım donuyor.
O geceyi düşünüyorum. Hani şu kavga bile sayılmayan geceyi. Sesin çok yorgun geliyordu… "artık eskisi gibi değiliz" dedin. Ben ne yaptım? Başımı salladım. Hepsi bu. Koskoca iki yıl, bir baş sallamayla bitti. Sen benden bir cümle beklerken ben susmayı seçtim. Neden, bilmiyorum. Belki söylesem her şeyin gerçek olacağından korktum. Belki de söyleyecek bir şeyim yoktu.
Şimdi kendime kızıyorum. Çok kızıyorum. Keşke o an ağzımı açsaydım. "Hayır, değiliz, ama olabiliriz" deseydim. Birkaç kelime. Birkaç kelime söylemek bu kadar mı zordu? Sana kızdığımı sanıyorsan yanılıyorsun. Ben en çok kendime kızıyorum. Hâlâ bitmediğini bildiğim halde bitiremediğim için. Ne seni bırakabiliyorum ne de kendimi.
Bugün sahilden geçtim. Her cumartesi gittiğimiz kahvenin önünden. İçeri girmedim. Camdan baktım sadece. Köşedeki masa boştu. Bizim masamız. Garson yine oradaydı, beni tanımadı galiba. Ya da tanıdı da bir şey demedi. Çayını hep şekersiz içerdin. Ben her seferinde unutup iki şeker atardım. Her seferinde. Sen gülerdin, "yine mi" derdin. Yine. Şimdi evde çay demliyorum, şeker atmıyorum. Alıştım sonunda. Ama artık kimse gülmüyor buna.
Mesajların kısaldığı o son ayları düşünüyorum. Bir "iyi geceler" bile bir gün gelmedi. Ben de sormadım. İkimiz de konuşmadık, sonunda hiç konuşamaz olduk. Aramalar azaldı, ben de aramadım. Gurur muydu, korku muydu, bilmiyorum. Ama şimdi o günleri geri istiyorum. Sadece bir gün. Bir cumartesi. Yağmur yağsın, ikimiz de şemsiye getirmeyelim yine. Simitçi tezgâhının yanında ıslanalım. Hiç konuşmayalım, hiç fark etmez. Yeter ki yanımda ol.
Bazen hâlâ bir umut var mı diye soruyorum kendime. Ama sormaya utandığım için kimseye söyleyemiyorum. Belki bir gün yazarsın. Belki bir şey olur. Off. Belki demekten yoruldum. Hep aynı yer.
Seni özledim. Bunu söylemekten başka bir şey gelmiyor elimden. Öfkemi de, kırgınlığımı da alıp götüren tek şey bu.
Bilmiyorum sen ne yapıyorsun şimdi. Bir yerde çay içiyorsundur belki. Belki de gülüyorsundur. Ben burada, bu odada, seninle geçen iki yılın ortasında oturmuş, hâlâ o geceyi düşünüyorum. Hâlâ başımı sallıyorum. Hâlâ susuyorum…
Giriş yap, bu yazıya puan ver.