O elbiseyi hâlâ saklıyorum
Bu mektubu yazmayacaktım. Kaç gündür diyorum kendime, artık yazma, o adamın adı geçmesin defterlerimde diye. Ama içimde biriken var ya, işte o susmuyor. Akşam oldu, çocukları yatırdım, mutfakta bardakları yıkıyordum. Elimi suya daldırdığım an aklıma düştün. Hep böyle oluyor, en olmadık anda.
Sen biliyor musun, ben o yaz akşamını hiç unutmadım. Sahilde oturuyorduk, hava sıcaktı. Üniversitenin ilk yılındaydım daha, hayat önümde dümdüz duruyordu. Sen yanımıza gelip bir şey söyledin, ne dediğini bile hatırlamıyorum artık, sadece gülüşünü hatırlıyorum. Her şey o kadar kolay, o kadar güzeldi ki. Vapura biniyorduk, rüzgâr saçlarımı dağıtıyordu, sen gülüyordun. Karşıya geçip simit yiyorduk, gelecekten bahsediyorduk. Gelecekten. O günlere ne kadar inanıyorduk, değil mi?
Sonra o gece geldi. Telefonun ekranı, o mesajlar. Şimdi bile gözlerimi kapatınca o satırları görüyorum. Başka birine yazdığın o cümleleri. Kelimesi kelimesine ezberledim, hiç çalışmadım ama ezberledim. Odama çekildim, iki gün kimseyle konuşmadım. Annem kapıda bekledi, bir şey mi oldu kızım dedi, yok dedim. Yok. O iki gün nasıl geçti, hâlâ bilmiyorum. Yemek yemedim, uyumadım, sadece tavana baktım.
O gün giydiğim elbiseyi biliyorsun. Hani şu ince, açık renkli olan. Hâlâ dolabımda duruyor. Atamadım. Kaç kere elime aldım, çöpe atacaktım, yapamadım. Ne diyeceğim, bir elbiseyi mi özlüyorum? Hayır. Ama o elbiseyle senin yanına gittiğim o akşamı, o gün hâlâ bir şeylerin güzel olduğuna inanan o kızı özlüyorum. Onu geri getiremiyorum.
Şimdi iki çocuğumla yaşıyorum. Onların yüzüne bakınca dünyam düzeliyor. Ama bazen sabah uyandığımda, güne başlamadan önce bir saniye, sadece bir saniye o geceye dönüyorum. Sonra kalkıyorum, yüzümü yıkıyorum, hayat devam ediyor.
Güvenmeyi yeniden öğrenmeye çalışıyorum. Bilirsin, kolay değil. Geçenlerde bir arkadaşım telefonunu masaya bıraktı, ekranı açıktı. Bir mesaj geldi, ben gözümü kaçırdım. Sonra kendime kızdım, niye bakıyorum ki, benim ne işim var. Ama işte içimde bir yer hep tetikte. Biri bana güzel bir şey söylediğinde inanmak istiyorum ama içimden bir ses dur diyor. Her seferinde bir adım atıyorum, sonra geri çekiliyorum. Bir adım ileri, iki adım geri.
Kızgınım sana. Hâlâ kızgınım, kabul. Ama bazen de diyorum ki, o yaz olmasaydı, o gülüşü hiç görmeseydim, belki bu kadar canım yanmayacaktı. Ama görmeseydim de bu kadar güzel bir şeyi hiç yaşamamış olacaktım. İkisini birbirinden ayıramıyorum işte.
Bu mektubu sana göndermeyeceğim. Göndermek istemiyorum, ya da istiyorum, ikisi arasında kalıyorum. Belki bir gün bu defterlerde kalır, belki bir gün birisi okur, belki sen okursun. Bilmiyorum. Bildiğim tek şey, bu akşam yine seni düşündüm. O elbiseyi yine elime aldım, yine yerine koydum. Sonra çocukların odasına gidip onları öptüm.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.