Kutudaki ilk cümle
Annem bugün yine o konuyu açtı. Hani şu her bayram öncesi açtığı konuyu: "Bir tanıdık var, çok düzgün bir adam." Ben de ona çok düzgün bir cevap verdim: mutfaktan çıktım. 🙈
Sonra eve geldim, yatağa oturdum, bir baktım elime kutu geçmiş. Hani şu kutu. İçinde sana yazdığım ve hiç göndermediğim mektuplar. Kaç tane olduğunu ben de saymadım artık, gönderemediğim her cümlenin bir faturası olduğunu düşünüyorum bazen...
ey benim yanlış zamanda doğru adamım, sana hiç kızmadım sanma. Kızdım. Hem de çok. Ama asıl kızdığım sen değilsin, biliyorsun. Babamın o akşam sofrada çıkardığı sesler. Annemin nişan günü yüzündeki o ifade. Hani derler ya "ben demiştim" diye... işte o ifadeyi yıllarca üzerimde taşıdım.
Sen iki tarafa da kendini beğendirmeye çalışırken ben ortada kalakaldım. Sonra bir gün baktım, sen de yoksun. Gitmişsin. Haklıydın da. Biraz da... neyse.
Şimdi bu kutunun kapağı açık, önümde bir sürü yarım cümle. Hepsini okudum tek tek. Hiçbirinde hâlâ o ilk cümleyi bulamadım. Hani şu sana ilk kez "seni seviyorum" diyeceğim cümleyi. Üniversitenin o tozlu koridorunda kurmuştum kafamda. Söyleyemedim. Bir daha da o kadar temiz bir cümle kuramadım...
Şimdi yirmi beş yıl sonra buradayım. Yüzüğü yine takmadım, takmayacağım da. 😔 Ama bugün kutuya bir mektup daha ekledim. Bu sefer göndereceğim, dedim. Sonra kapağı kapattım. Kendime güldüm. Ağladım. Gülmekle ağlamak arası bir yerde, kırk sekiz yaşında bir kadın, elinde bir kutu, odanın ortasında öylece duruyor işte.
Allah seni bildiği gibi yapsın, ey benim yanlış zamanda doğru adamım. Ama seni hiç unutmadım. O da ayrı bir dert.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.