Geç Kalmış Bir Hesap
Bu saatte uyumam gerekiyordu. Yarın iş var, herkes gibi benim de bir hayatım var ama ben yine o fotoğrafa bakıyorum. Hani şu düğünde çekilmiş olan. Kalabalığın içindesin, sağ tarafın biraz bulanık, elinde bir bardak, gülüyorsun. Ben o fotoğrafı kaç kere büyüttüm, kaç kere yüzüne baktım, bilmiyorum. Kimseye göstermedim. Gösterecek kimsem de yok zaten.
Sen bana bir kere baktın, biliyorum. Üniversitenin kantininde, o gürültünün ortasında, bir an göz göze geldik. Bir an. Ben o gün masada kalan çay bardağına bakakaldım, elimdeki kaşığı bıraktım, arkadaşım bir şey sordu, duymadım bile. Sen belki unuttun, belki hiç fark etmedin. Ben ise o bir saniyeyi hâlâ taşıyorum. Aptallık işte.
Yıllar sonra o düğünde karşıma çıktın. Müziğin, kahkahanın, insanların arasında. Yine baktım. Yine sadece baktım. Sen de bir ara bana doğru döndün gibi oldun, emin bile değilim. Belki de bana öyle geldi. Sen kalabalığın içinde kayboldun, ben yine olduğum yerde kaldım. Bir adım. Sadece bir adım. Atamadım.
Şimdi kırk iki yaşındayım ve hâlâ aynı fotoğrafın köşesine takılıp kalıyorum. Sana kızgınım. Ama asıl kendime kızgınım. Neden diye soruyorum, neden bir mesaj atmadım, neden bir şey söylemedim? Ben de görünmedim mi sana? Yoksa göründüm de işine gelmedi mi? Bunu bilmemek beni deli ediyor. Keşke bir kere reddedilseydim diyorum, ondan bile emin değilim. O zaman en azından bir cevabım olurdu.
Yoruldum.
Bunu yazıyorum çünkü artık taşıyamıyorum. Vazgeçmek istiyorum ama vazgeçmek de bir karar, onu bile beceremiyorum. Sen ise hiçbir şey yapmadan gittin, ben de hiçbir şey yapmadan bıraktım. Ne bir iz bıraktın ne bir yara açtın, sadece orada durdun. Benim içimde kalan şey sen değilsin belki, o bir saniyelik bakış. Onu da artık bırakmam lazım. Ama bugün değil. Belki yarın. Belki o fotoğrafı silersem.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.