Eylül yaklaşırken
Eski sevgilim… yine buradayım. Bu gece evdeyim, annem erkenden yattı, ben de kendime bir çay demledim ama soğumasını beklerken yine sana daldım işte. Yaz bitiyor ya, hani şu akşamüstü hafif serinlik gelir, insanın içi bir tuhaf olur. O serinlik bana hep okulun ilk günlerini hatırlatıyor. İlk tanıştığımız o kalabalık kafeteryayı… 🥹
Sen o gün masanın kenarına ilişmiş, elindeki kitapla meşguldün. Ben arkadaşlarımla gülüşüyordum, bir an göz göze geldik, sonra hiçbir şey olmamış gibi yine gülüştük. Kaç saniye sürdü bilmiyorum, belki iki… ama o iki saniye hâlâ aklımda. Sonrası zaten kendiliğinden geldi. Hiçbir şey zorlamadık. Üç buçuk yıl boyunca neredeyse her akşam birbirimize o günü anlatan upuzun mesajlar yazdık. Bazen sadece bir şarkıyı paylaşıp saatlerce hiçbir şey yazmadan beklerdik. O sessizlik bile bir şey anlatıyordu sanki, sen de bilirsin. 🫂
O şarkı… bugün yine radyoda çaldı. Yine. İyi olduğumu düşündüğüm her seferde çalıp geliyor ve ben öylece kalıyorum. İlk notada donuyorum, sonra içimden devam ediyorum, sonra… bilmiyorum. Kapatmıyorum da. Belki duymak istiyorum, belki kendime ceza kesiyorum, emin değilim. Sana kızmak istiyorum bazen, gerçekten istiyorum. Kızmak daha kolay çünkü. Ama şarkı çalınca kızamıyorum işte. Sadece seninle yan yana oturmuş gibi oluyorum, o kadar. 💔
Bir de o kutular. Hani içine hep bir not bıraktığın minik kutular. Hiçbirini atamadım, biliyorsun. Bir çekmecede, en altta duruyorlar. Bugün birini yine açtım, çünkü açmamak elimde değil artık. İçinde tek bir cümle vardı, kısacık, kendi el yazınla. Okudum. Bir daha okudum. Kapattım, sonra yine açtım… Kendime kızıyorum bunu yaparken, biliyorum. Ama o kâğıdı elime aldığımda bir an her şey hiç bitmemiş gibi oluyor. Sen hâlâ oradasın, ben hâlâ oradayım, akşam mesajlarımızı yazmayı bekliyoruz. Sonra kutu kapanıyor, o an bitiyor, ben geri dönüyorum. 🙈
Asıl söyleyemediğim şey şu… o akşam karşılıklı oturduğumuzda her şeyi konuşmuşuz gibi yaptık. Sen anlattın, ben dinledim, ben anlattım, sen dinledin. Ama içimden geçen cümleyi hiç söylemedim: hâlâ sevdiğimi. Ve artık nasıl seveceğimi bilmediğimi. Sevmek bitmiyor çünkü, sadece… elde ne kalıyor, onu da bilmiyorum. Ben yolu bulamadım, susmayı seçtim. Belki en büyük hatamdı, belki doğrusuydu, hâlâ bilmiyorum. Ama içimde kaldı, aynı yerde duruyor. 😔
Bazen sana kızıyorum. Neden daha çok çabalamadın? Neden cevapların gecikti, neden buluşmalarımız seyreldi de ikimiz de oturup konuşmadık? Sonra dönüp kendime kızıyorum. Ben de aynı şeyi yapmadım mı? Ben de susmadım mı? İkimiz de o cümleleri söylemeye çekindik, ikimiz de birbirimizin yüzüne bakıp “bir şeyler değişti” diyemedik. Yavaş yavaş, sessizce birikti her şey. Sonunda bir akşam oturduk, bitirdik. Kavga yok, bağırış yok. Sadece iki kişi ve aralarında söylenememiş bir sürü şey…
Ve hâlâ bir gün kapıyı çalacağına dair bir umut var içimde. Aptalca olduğunu biliyorum. Ama insan bazen en çok bildiği şeyi yapamıyor. Bir sokakta, bir kafede senin gibi yürüyen birini görüyorum, bir an kalbim duruyor. Sonra o değilsin. Zaten olamaz. Yine de o bir saniye… nefesimi tutuyorum. Sonra bırakıyorum. 🥺
Bu satırları niye yazıyorum, ben de tam bilmiyorum. Söyleyemediklerimi buraya bırakınca biraz hafifliyorum galiba. Kutular duruyor, şarkı hâlâ çalıyor, ben hâlâ bazen o kapının çalınmasını bekliyorum. Bunları biliyorum. Ama bu gece ağlamıyorum, sadece yazıyorum. Belki yarın çayı bu sefer zamanında içerim. 🌙
Giriş yap, bu yazıya puan ver.