Evde kimse uyanık değil, ben yine sana yazıyorum.
Evde kimse uyanık değil, ben yine sana yazıyorum. Elimde telefon, karanlıkta ekran gözümü alıyor, çok da umurumda değil.
Bugün o vitrinin önünden geçtim yine. Yürüyordum, kafam başka yerdeydi, sonra ayaklarım kendi kendine durdu. O küçük fincan takımı hâlâ orada. HÂLÂ ORADA. 😭 İçimden bir şey koptu, öyle söyleyeyim. O gün beraber gülmüştük, "çok küçükmüş" demiştik, almamıştık. Ne kadar kolaydı be, alsaydık keşke... alsaydım bari kendime, sana bir tane ayırırdım, ne olurdu yani.
Şimdi o vitrine her geçişimde canım yanıyor. İçim hem sana kızgın hem sana muhtaç, ikisi aynı anda, nasıl oluyorsa. ÖFKE DE VAR, ÖZLEM DE VAR, ikisi birbirine karışmış ben çözemedim. 🖤
Telefona baktım az önce. Silmedim ya o mesajları. Sana yazdığım, göndermediğim, sonra da silmeye kıyamadığım o cümleler. Biri var, "bugün çok zor bir gündü, keşke burada olsan" diye başlıyor. Göndermedim. Neden göndermedim ya, neden!! 🙈 Ama şimdi açıp okuyunca kendimden utandım biraz da. Ne çok şey biriktirmişim sana söyleyemediğim.
Napıyorsun sen, uyuyor musun, beni hiç düşünüyor musun bi kerecik? Sana kızgınım ama seni de çok özledim, çok. İkisini aynı nefeste söyleyebiliyorum artık, buna da şükür di mi. 😔
O fincanları alsaydık keşke...
Giriş yap, bu yazıya puan ver.