Düğün Davetiyesi
Bugün bir düğünde gördüm senin adını. Ortak bir arkadaşın düğünüydü, masalarda otururken bir süre kimseye bakmadım. Sonra yan masadaki davetiyede gördüm, öylece kalakaldım. Bilmiyorum, belki de her yerde seni aramaktan yoruldum, belki de artık aramamam lazım.
Bu gece yine deniz kenarındayım. Cebimde o mektup var, hâlâ. Kaç yıl oldu? Kaç kere açtım, kaç kere katladım, kaç kere okudum, bir bilsen. Her seferinde aynı cümle: "Ben seni seviyorum." Bu kadar basit işte. Bu kadar basit ve bu kadar imkânsız.
O gün serviste yanıma oturduğunda, bana gülümsediğinde, bir şey anlatırken elini kolunu sallayışında hep aynı şeyi düşünürdüm: söyle artık. Söyle, belki o da bekliyor. Ama söyleyemedim. Söylediğimde ise sen bana güzel bir dille "biz arkadaşız" dedin. O an içimden bir şeyler koptu, biliyor musun? Ama sana hiç belli etmedim. Gülümsedim, tamam dedim, hiçbir şey olmamış gibi davrandım. İçimde bir şey öldü ama sen görmedin.
Sonra bir gün duydum. Nişanlandığını. Sonra evlendiğini. Kimse bana sormadı, kimse nasılsın demedi. Zaten söylesem de kim anlardı ki? Benim bu sevdam herkesin gözünde bir çocukluk hevesiydi. Ama değildi. İnan bana değildi.
ŞİMDİ BEN NE YAPAYIM?!! Sen başka birinin evinde, başka birinin hayatındasın. Ben ise hâlâ burada, aynı sahilde, aynı mektupla, aynı cümleyle kaldım. Bazen çok kızıyorum sana. Neden beni görmedin? Neden bir kere bile şüpheye düşmedin? Sonra hemen kendime kızıyorum. Sen mi suçlusun? Ben söyleyemedim işte. Ben sustum, ben bekledim, ben kaybettim.
Bu mektubu artık göndermeyeceğim. Göndersem ne olacak ki? Sen evlisin, ben buradayım. Ama sanırım bu mektubu hep taşıyacağım. Cebimde değil artık, başka bir yerde. Söyleyemediğim o cümleyi bir daha yazmayacağım. Yazmayacağım... yalan. Yine yazdım işte.
Seni seviyorum. Bunu sana bir kere söyleyebildim, o da yarım yamalak. Belki de bu yüzden hiç bitmedi bu hikâye. 🖤
Giriş yap, bu yazıya puan ver.