Cuma gecesi.
Cuma gecesi. Herkes uyudu, ben yine o akşamüstündeyim. Bilirsin işte, elimde değil.
Bugün pazardan simit aldım. Eve gelene kadar poşetin içinden susamlar döküldü, avucuma yapıştı. Ve ben kapının önünde öylece kaldım. Yıllardır ilk kez… o gün gibi koktu her şey. İki simit, bir şişe su. Sen yanıma oturduğunda hava öyle güzeldi ki, ben hava hakkında konuştum. Saatlerce hava hakkında konuştum. Sen belki de hiç anlamadın.
İçimden geçeni söyleyemedim. Hep bir adım geride durdum, sen hep bir yere bakar gibiydin. Sonra gittin. Başka bir şehir, başka bir hayat. Nişanlandığını duyduğum gün… ne yaptım biliyor musun? Hiçbir şey. Mutfakta su içtim. Bardağa baktım. O kadar.
Şimdi düşünüyorum da, o gün tek bir cümle söyleseydim… hayat bambaşka olurdu belki. Belki de hiçbir şey. Ama o cümle içimde büyüdü, büyüdü, artık göğsüme sığmıyor. Gece yattığımda orada, uyandığımda orada. Simidin susamları gibi yapıştı bana.
Bırakamıyorum. Çünkü ben senden bir karşılık beklemiyorum artık. Sadece duyulsun istiyorum. Bir kez. Şu yarım cümle… bir yere yazılsın da rahatlasın istiyorum.
O akşamüstü sana şunu diyecektim: sen varken hava değil, ben güzelleşiyorum.
Diyemedim.
Hâlâ diyemiyorum…
Giriş yap, bu yazıya puan ver.