Çekmecedeki Kutu
Oturuyorum öyle, uyku yok. Olmuyor zaten, biliyorsun. Gözümü kapatsam senin o kapıda belirdiğin an aklıma geliyor; hani sanki hiç gitmemişsin gibi, hiçbir şey olmamış gibi bakışın. O bakışı unutamıyorum.
Kalktım, çekmeceyi açtım. Kutu orada. Hâlâ orada. Sana veremediğim hediye. Kaç kere elime aldım, kaç kere geri koydum bilmiyorum. İçinde ince bir bileklik var, hani şu vitrinde görüp de "bu tam ona göre" dediğim. Yüzüğe cesaret edemedim, bileklik aldım. Ama sen o gün yoktun. Yine yoktun. Ben de kutuyu kapatıp çekmeceye attım.
Biliyor musun, asıl kızdığım sen değilsin. Kendime kızgın... kendime kızıyorum. Her seferinde "bu son" diyorum, sonra telefonun ışığı yanıyor ve ben yine o kişi oluyorum. Yine. YİNE. Sen iki gün kalıp gidiyorsun, ben aylarca o iki günle yaşıyorum. Bu nasıl bir şey? Söylesene. Neden hâlâ bekliyorum?
Son mesajına kaç kere baktım bugün, sayamadım. Cevap yazmadım. Yazmadım işte! Ama içimden bir ses "yaz, belki bu sefer kalır" diyor. Belki bu sefer… of. Kendime inanasım gelmiyor artık.
Kutuyu kaldırdım, yerine koydum. Kapatırken çekmeceye bir daha baktım. Sen gelirsen, bir gün gelirsen, hâlâ burada olacak. Ben de burada olacağım sanırım. Ne yapayım… 🙈
Giriş yap, bu yazıya puan ver.