Canım,
Canım,
Bu gece yine uyuyamadım. Deniz çok yakın, biliyorsun. Pencereden sesini duyuyorum ama bu şehirde tek başına deniz dinlemek başka bir şeymiş, onu anladım.
Bugün pazartesi. Hiçbir şey ifade etmiyor artık pazartesi. Eskiden beraber nefret ederdik, hatırlıyor musun? Sabah kalkınca ikimiz de surat yapardık, sonra sen bana gülerdin. O gülüşe kaç kere “böyle gülme” dedim, çünkü içim erirdi. Şimdi o gülüşü hatırlamak için gözlerimi kapatıyorum.
Kutuyu hâlâ açamadım. Dolabın kapağını her açtığımda oraya elimi uzatıyorum, sonra çekiyorum. Aptalım, biliyorum. İçindekileri okusam ne olur sanki? Sadece mektuplar. Ama işte… onları okuyunca bir şey bitecek gibi geliyor. Sanki o kutu kapalı kaldıkça sen de bir yerlerde bekliyormuşsun gibi.
Bazen kendime kızıyorum. Sen olsaydın, “Aç şunu artık” derdin, o ciddi ama sevecen sesinle. Açardın da. Sen hep cesur olurdun.
Ben cesur değilim canım. Sana söylemem gereken bir şey var ve hâlâ söyleyemedim. Her mektupta etrafından dolanıyorum işte. Bir türlü şu son sözü yazamıyorum.
Bu gece de dolanıp duracağım herhalde. Uyumaya çalışayım. Sen orada iyi uyu.
Seni çok özledim.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.