Bugün yine seni gördüm.
Bugün yine seni gördüm. Sen değildin ama sendin işte. Metroda, karşımdaki bankta oturuyordu, telefonuna bakıyordu ve başını tam o eğdiğinde ensesindeki saç çizgisi aynıydı. Bir saniye içim bir tuhaf oldu, sonra güldüm kendi kendime. Çünkü artık bunu yapıyorum: önce gülüyorum, sonra hiçbir şey olmamış gibi devam ediyorum. Ne güzel bir yetenek değil mi? Yıllar içinde geliştirdim, kimse fark etmiyor bile.
O günü hatırlıyor musun, hani herkes dağılmıştı da biz yürüyerek dönüyorduk. Cebinden kulaklığı çıkarıp tekini bana uzattığında kalbimin nasıl attığını bilmiyordun tabii, ben de hiç belli etmedim. O şarkıyı o gece sabaha kadar dinledim. Sabah olduğunda ezberlemiştim, sözlerini bile. Şimdi adını duyduğumda midemde bir şey kıpırdıyor, sonra geçiyor.
Sana kaç kez yazmayı denedim biliyor musun? Cevap ya çok geç geldi ya hiç gelmedi, ben de her seferinde kendime bir bahane buldum. "Meşguldür", "görmedi", "unutmuştur". Senelerce bu üç cümleyle yaşadım. Sonra doğum günün geldi ve ben o bilekliği aldım. Hâlâ çekmecemde, kutusu bile açılmadı. Vermedim. Veremedim. Çünkü sen çoktan başka bir şehirde, başka bir masada, başka birinin yanında gülüyordun.
Bazen kızıyorum sana. Sonra hemen kendime kızıyorum, sana kızmak için ne yaptın ki diye. Hiçbir şey. Hiçbir şey yapmadın. Ben de yapmadım. İkimiz de aynı masada oturup aynı şeyi hiç söylemedik işte.
İyi ki de söylememişiz diyorum bazen. Sonra o bilekliği görüyorum.
Keşke söyleseydim.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.