Bugün telefonu elime aldım.
Bugün telefonu elime aldım. Yazdım. Sildim. Yine yazdım. Yine sildim.
O mesaj hâlâ taslakta duruyor. Kaç yıl oldu, hâlâ orada. Hiç göndermedim. Göndermeyeceğim de galiba…
Üniversitenin ilk günü. Aynı sıra. Sen bana bakmıştın, ben başımı çevirdim. Ne kadar aptalım, değil mi 🙈 O an bir şey söyleseydim… ne olurdu? Bilmiyorum. Ama biliyorum ki o an bir şey söyleseydim bu kadar susmazdım.
Yıllarca konuştuk. Her şeyi. Ama o cümleyi hiç. Sen bana ondan bahsettiğinde dinledim. Güldüm. Akıl verdim. İçim kanıyordu ama güldüm 😊 Ne iyi arkadaştım, değil mi? Ne iyi…
Sonra gittin. Bana söylemedin bile. Bir arkadaştan duydum. Bitti işte. Birkaç fotoğraf kaldı, bir de o gönderilmemiş mesaj.
Şimdi kızıyorum. Sana değil. Kendime. Çünkü söylememeyi ben seçtim. Kimse beni durdurmadı. Ben durdum. Kendi elimle…
Şimdi burada, bu akşam, bu odada, tek başıma oturuyorum. Telefon elimde. Taslakta o cümle duruyor. Gözümü kapatıyorum, seni görüyorum. O ilk günkü sırayı görüyorum. Ve o aptal çocuğu… yani kendimi.
Bazı şeyler söylenmeliydi. Söyleyemedim. İşte bu yüzden buradayım. O mesajı asla gönderemeyeceğim. Ama buraya yazıyorum. Belki bir gün okursun. Belki… okuma. Bilmiyorum. 🥺
Sadece… iyi ol. Nerede olursan ol. Ben burada, bu taslakla kalacağım. Yine.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.