Bugün annemle pazara gittik.
Bugün annemle pazara gittik. Domates seçiyordu, eli bir tane domatesin üstünde durdu, sonra bana döndü, "sen bunu seversin" dedi. Gülümsedim ama içimden bir şey koptu ya. Çünkü sen de severdin. Pazarda domates seçerken bile aklıma sen geliyorsun, biliyor musun? Bu ne biçim iş be.
Sonra eve döndük, annem çay koydu, ben mutfağın penceresinden dışarı baktım. Öğleden sonra güneşi böyle olur ya, insanı bir tuhaf yapar. Yine o mesaj, yine ben. Tek satır. "Ben evleniyorum." Kaç yıl oldu, hâlâ orada duruyor. Silmiyorum. Silemiyorum. Bazen diyorum ki kendime, sil artık, ne diye saklıyorsun? Ama sonra bakıyorum o satıra, içimden geçen tek şey şu: keşke o gün konuşsaydım be.
O gün kantinde oturuyorduk. Sen anlatıyordun, ben dinliyordum. Ya da tam tersi, hatırlamıyorum artık. Ama hatırlıyorum, içimden "söyle" diyordum, "söyle işte, ne duruyorsun." Söyleyemedim. Sonra o mesaj geldi. Bir satır. Bir satırla bitti her şey.
Annem çayı getirdi, "ne düşünüyorsun öyle" dedi. "Hiç" dedim. İşte böyle. Herkes "hiç" diyince geçiyor sanıyor. Geçmiyor.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.