Aşk Defteri
Aşk yazıları

Aşk İtiraf

Bu saatte uyanığım, yine

eski_usul

· 2 dk okuma

Yine uyandım. Gece yarısını çoktan geçmişti. Ev sessiz. Buzdolabının sesi bile fazla geliyor.

Elim telefona gitti. Yine. Her sabah olduğu gibi. Ama bu saatte bir şey yazamam, yazmamalıyım. Uyuyorsundur. İyi ki uyuyorsun.

Bir hafta önce bu saatlerde ne yapıyordum, hatırlıyorum. Tavana bakıyordum. Öyle işte. Tavana bakıp duruyordum. Şimdi de bakıyorum ama sebebi başka. Sen varsın ya. Sen.

O sofrayı düşünüyorum. O kalabalık, o gürültü. Ben bir köşede, elimde tabak, ne yapacağımı bilmeden duruyordum. Sonra sen geldin. Karşıma geçtin. Gülümsedin. Bir şeyler anlattın. Ne anlattığını hatırlamıyorum bile. Ama o anı hatırlıyorum: anlatırken bir ara durup bana baktın, ben de tabağı tutan elimi unuttum, tabak havada kaldı öyle. Sonra ikimiz de güldük. Sen gülünce ben de güldüm işte. O ses bana bir yerden tanıdık geldi. Sanki yıllardır arıyormuşum da, o gün o sofrada bulmuşum.

Ellerin. Konuşurken ellerini hiç durdurmuyorsun. Ben de bakıyorum, bakıyorum, bakıyorum. Utanıyorum sonra. Kendime kızıyorum. 54 yaşındayım be. Ne bu hâl. Ne bu hâl diyorum kendime. Ama sonra yine bakıyorum.

O haftalar. Her akşam yazışmalar. Telefonun ışığı yüzüme vuruyor. Odanın karanlığında sadece o ışık var. Bir şey yazıyorsun, gülüyorum. Kendi kendime gülüyorum. Kimse görmüyor. İyi ki görmüyor.

Sonra buluşmalar. Her akşam. Her akşam. İşte o zaman anladım. Bu başka bir şey. Bu, tanıdık ya da bildik bir şey değil. İlk gece senden ayrıldım, eve döndüm, kapıyı kapattım, hâlâ gülüyordum. Kendime şaşırdım. Bu yaşta bu ne diye sordum. Cevap veremedim. Hâlâ veremiyorum.

Eski fotoğraflara bakıyorum bazen. Neden, bilmiyorum. Belki cezalandırmak için kendimi. O susulan yıllar. O konuşulmayanlar. O geç kalanlar. İçim burkuluyor. Kızıyorum. Kime kızıyorum, onu da bilmiyorum. Kendime mi, ona mı, kadere mi. Sonra senin sesin geliyor aklıma. Hepsi geçiyor. Hepsi. Bir sesle geçiyor işte, inanılır gibi değil.

Şimdi her sabah uyanıyorum. İlk işim sana bir şey yazmak. Ama olmuyor. Kelimeler yetmiyor. İçimdeki o şey, o büyük şey, kelimelere sığmıyor. Kızıyorum kendime. Bu kadar mı zormuş anlatmak ki. Bu kadar mı. Yazıyorum, siliyorum. Yazıyorum, siliyorum. Sonunda "günaydın" yazıyorum. Sadece günaydın. Oysa içimde neler var, neler.

Belki de bu yüzden yazıyorum buraya. Sana söyleyemediklerimi. Ama sana da söylemek istiyorum artık. Hep söylemek istiyorum. Seni seviyorum. Ya, seni seviyorum. Bunu ne zaman söylesem, içim titriyor. 54 yaşındayım ve hâlâ titriyor. Güzel bir titreme bu. Korku değil. Heyecan. Sabahın köründe kalkıp telefonu elime alıyorum ya, o işte. Canım yanıyor gibi ama acı değil, başka bir şey.

Kaybettiklerimi anlatmayacağım artık. Yeter. Onlar geçti. Şimdi bulduklarım var. Sen varsın. Seni düşünerek uyandığım sabahlar var. Kendime güldüğüm anlar var.

Uyu. Yarın yine yazacağım sana. Yine "günaydın" diyeceğim. Ama bu sefer içimden geçenleri de ekleyeceğim. Belki. Belki yine sileceğim. Ama deneyeceğim. Söz.

8,5 / 10

Giriş yap, bu yazıya puan ver.

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk sözü sen söyle.

Yorum yazmak için giriş yap ya da kayıt ol.

Sitemiz yalnızca çalışması için gerekli çerezleri kullanır. Ayrıntılar