Bu gece yine uyku tutmadı.
Bu gece yine uyku tutmadı. Bu sefer o masayı düşünmeyecektim, kendime söz vermiştim ya... başaramadım işte. Kalktım, mutfağa gittim, bir bardak su aldım elime, sonra balkona çıktım. Şehrin gecesi serin. Hani şu düğün akşamı da böyle serindi, hatırlıyor musun? İkimiz de ne diyeceğimizi bilemedik, öylece durduk. Sen elinde bardağınla, ben kolumda çantamla. Sonra ertesi gün bir mesaj attın, tek bir mesaj. O mesajla başlayan yazışma günlerce sürdü, hiç bitmedi. Hiç bitmeyecek sandım be.
Sonra çay bahçesi geldi. Hani o masaya oturduğumuzda saatlerin nasıl geçtiğini anlamadığımız çay bahçesi. Ben o gün sana bir hediye getirmiştim, çantamda duruyordu. Veremedim. Neden vermedim bilmiyorum, belki erken dedim, belki korktum. Şimdi o hediye hâlâ bir kutuda, dolabın en altında duruyor. Arada bir çıkarıp bakıyorum, sonra geri koyuyorum.
Sana kızgınım, bunu saklamayacağım. Kızgınım çünkü bana bir açıklama borçlusun, bir cümle bile yeterdi. "Ben gidiyorum" deseydin, "bitti" deseydin, bir şey. Ama sen sustun. Ben de sustum, belki gururumdan, belki seni kırmamak için. Ama şimdi düşünüyorum da, keşke o gün bağırsaydım, çağırsaydım seni. Keşke söyleseydim.
Belki bırakmam lazım. Ama insan bırakamıyor işte. O ilk günün heyecanını bir daha yakalayamadık, belki de aradığımız şey o gündü, biz değildik.
Geçen hafta çay bahçesinin önünden geçtim. Kapıda durdum, içeri bakmadım. Sadece o masanın orada hâlâ duruyor mu diye merak ettim. Sonra telefonumu çıkardım, senin adını aradım rehberde. Hâlâ kayıtlısın. Silmedim. Parmaklarım tuşların üstünde bekledi, sonra telefonu kapattım. İşte bunu itiraf ediyorum: her seferinde aramadan kapatıyorum, her seferinde pişman oluyorum.
Yine de... hâlâ bir umut var içimde, söylemekten utanıyorum ama var. Belki bir gün o mesajı ben atarım. Belki o hediye sonunda sahibini bulur. Bilmiyorum. Sadece içimde kalmasın diye yazdım.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.