Bir de kolun boş kalınca
Bugünlerde bir huy edindim, söyleyince güleceksin belki. Kimsenin bileğine bakmıyorum artık, kimsenin kulağına taktığı şeye de. Ama bir kafe masasında, karşımdaki boş sandalyede unutulmuş bir tek kulaklık görünce duruyorum. Hani şu kablosu kıvrılmış, sahibi birazdan döner diye bırakılmış olanlardan. Ben de senden kalan bir şarkıyı yıllarca içimde taşıdım. Sadece onu da değil.
Asıl mesele o bileklik. Doğum gününden bir hafta önce almıştım, kutunun köşelerini bantla bastırmıştım hatta, düzgün dursun diye. Sonra ne oldu biliyor musun? Hiçbir şey. Sen başka bir şehre gidiyordun, ben de kutuyu çekmecenin en arka köşesine ittim. Vermedim. Yıllar geçti, kutu hâlâ orada. Bazen çekmeceyi açarım da kapağını bile açmam. Vermedim işte, veremedim. 🙈
Şimdi kızma bana ama sen de masum değilsin. O gece herkes dağıldıktan sonra eve yürürken telefonundan bir şarkı açmıştın, kulaklığın tekini bana uzatmıştın. Sana çok doğal gelmişti, biliyorum, öylesine bir şeydi belki senin için. Ben o gece eve gidince aynı şarkıyı sabaha kadar dinledim. Sabah ezanı okunurken hâlâ kulaklığımdaydı. Bir hafta boyunca kafamda o melodiyle dolaştım, işlerimi bile onunla yaptım. Sen bunu bilmiyorsun. Bilmeni de istemiyorum artık. Ya da istiyorum, bilmiyorum. 🙉
Sonra birkaç kez yazdım sana, hatırlarsın belki, belki hatırlamazsın. Cevabın günler sonra gelirdi, iki kelime, sonunda bir nokta. Bir keresinde hiç gelmedi. Ben o mesajı üç gün boyunca açıp açıp okudum, acaba ben mi yanlış anladım, belki bir şey olmuştur diye. Sonra kendime kızdım. Ne bekliyordun ki? diye sordum kendime. Cevabım yoktu, hâlâ yok.
Bugün bir düğündeydim. Masanın öbür ucunda sana benzeyen biri güldü, aynı şekilde, başını hafifçe yana eğip. Ben de güldüm. Ne diye güldüm ki. Sonra telefonuma baktım, hiçbir şey yoktu. Kolum boş. Hep boş.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.