Az önce mutfakta bir tabağı yıkıyordum, elim durdu.
Az önce mutfakta bir tabağı yıkıyordum, elim durdu. Senin sesin geldi aklıma. Bir şey söylememiştin, öylece duruyordun karşımda ama ben yine de duydum. Bu aralar böyle oluyor işte, en olmadık yerde çıkıp geliyorsun.
Dün gece yine o şarkı çaldı. Hani şu arabada sonuna kadar açıp bağıra bağıra söylediğimiz. Bu sefer kapatamadım. Kapatamadım ya, kapatamadım işte. Sonuna kadar dinledim. Sonra sinirden elim titredi, telefonu fırlattım yatağa. Kendime de kızdım, niye dinliyorum diye. Ama insan kendine söz geçiremiyor be.
Sen bana “ben onu seviyorum” dedin. Öyle sakin söyledin ki. Hiç bağırmadın, hiç yalan da söylemedin. Keşke söyleseydin. Keşke kıvırsaydın, yalan söyleseydin, hiç değilse uğraşsaydın. Sen gittin. Ben orada kaldım, kapıda.
O gece tanıştığımız gece... hiç susmamıştık, hatırlıyor musun? Sabaha karşı sokakta yürümüştük, ilk kez orada tutmuştun elimi. Keşke o gece hiç gitmeseydim. Gitmeseydim de o eli hiç tutmasaydım. Yok... yalan söylüyorum, iyi ki tutmuştun. İşte bu yüzden kendime kızıyorum ya, hâlâ iyi ki diyorum.
Belki bir gün bunları okursun. Okursan bir şey söyleme. Sadece o şarkıyı bir daha açma, yeter.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.