Yine uyuyamadım, olsun.
Yine uyuyamadım, olsun. Pencereden dışarı bakıyorum, ağaçlar neredeyse tamamen boşalmış. Bir ara yağmur da çiseliyordu, şimdi durdu. Böyle gecelerde aklıma ilk sen geliyorsun, biliyor musun? Hani derler ya zaman her şeyi unutturur diye, unutturmuyormuş be…
İşte o kare. Yıllar önce çekilmiş bir fotoğraf, hâlâ duruyor bi yerlerde. Üniversitenin bahçesi, benim üstümde o çok sevdiğim ince hırka, sen yanımda, elinde bi simit. Gülüyorsun, ben de sana bakıyorum. O gün sana “hep böyle kalalım mı?” demiştim, sen de “kalalım” demiştin. Ne safmışız ya. Ama o saflıkta bi şey vardı, hâlâ özlüyorum onu.
Bugün oturdum düşündüm, o zamanlar kaç yaşındaydım ben? Yirmi bir mi, yirmi iki mi? Çok gençmişim çok. Belki de bu yüzden yarım kaldı her şey. Ne yapacağımızı bilmiyorduk, ne istediğimizi de bilmiyorduk. Şimdi kırka merdiven dayadım, neyi kaybettiğimi biliyorum ama geri getiremiyorum. İşte böylesi daha zormuş.
Geçen gün eski bir şarkı çaldı, senin çok sevdiğin. Nereden çıktıysa artık, bi dükkândan geliyordu ses. Öylece kaldım kaldım… canım yandı be. Sonra kendime kızdım, ya kızdım da ne oldu. Yine düşündüm.
Seni suçlamıyorum, kendimi de suçlamıyorum artık. Öyle olması gerekti, di mi? Ama içimde bi yerde hâlâ bi “keşke” duruyor, öylece duruyor, gitmiyor. Bazen kalkıp gitmesini istiyorum ama sonra bakıyorum, o “keşke” bile artık benim bi parçam olmuş.
Umarım iyisindir, umarım mutlusundur. Bunu içten söylüyorum, yalan yok. Ama bi gece, bi yerde, o eski şarkıyı duyarsan ve aklına ben gelirsem… olsun be, gelsin. Ben unutmadım seni. Unutmak da istemiyorum artık, itiraf ediyorum.
İyi geceler, canım. 🍂
Giriş yap, bu yazıya puan ver.