Yine uyku tutmadı.
Yine uyku tutmadı. Annem uyudu, evin bütün ışıkları söndü, bir benim içimdeki lamba yanık kaldı.
Yine o mesaja gittim. Biliyorum, sileceğim dedim kaç kere… silmedim. Parmaklarım ezberlemiş, açıyorum işte. Her okuyuşta ilk gün gibi oluyor. Sanki daha dün yazmış. Sanki hâlâ bir şey diyecekmiş gibi…
Sonra da kendime kızıyorum. Ne diye bakıyorsun, ne diye duruyorsun orada? diyorum. Ama sözümü dinlemiyorum.
Bugün çekmeceyi karıştırırken yüzüğün kutusunu gördüm. Elim gitmedi açmaya. Kutu orada, ben burada… ikimiz de ne olduğunu biliyoruz ama söylemiyoruz işte.
Bazen onu özlüyorum. Özlemek de garip bir şey, insan özlediği şeyden utanıyor bazen. Ben de utanıyorum. Söyleyemiyorum kimseye. Anneme bile. Hele anneme hiç.
Kimse bilmiyor gerçekte neden bittiğini. Sorsalar “olmadı işte” diyorum. Olmadı. Ne güzel kelime, ne kadar boş.
Ben o gün yüzüğü çıkardım. Ama içimden bir şeyi çıkaramadım. Orada kaldı. Hâlâ orada…
Bir de şu var: belki de silmeyeceğim hiç. Silmek de bir yerde kabul etmek demek. Ben daha o kadarını göze alamıyorum.
Uyusam iyi olacak. Yarın yine herkese iyi görünmem lazım. Ama şu an iyi değilim. Kimseye söyleyemediğim için buraya yazdım işte.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.