Yine uyandım bu saatte.
Yine uyandım bu saatte. Herkes uyuyor, ben yine kendi kendimle konuşuyorum. Perdeyi araladım, dışarısı yağmurlu mu değil mi belli değil, o ağır sonbahar kokusu geliyor burnuma… Seni hatırlatıyor. Her şey hatırlatıyor zaten. Alıştım mı, alışmış gibi mi yapıyorum, onu da bilmiyorum.
Bugün yine o koridordan geçtim. İlk gün senin bana adımı sorduğun yerden. Bir yıl oldu, ikinci sınıftayız, hâlâ aynı heyecanla dönüyorum o köşeden. Sen yine başını hafifçe eğip geçtin. Ben yine arkandan baktım. Boğazımdaki o yumruk yine oradaydı, gülümsedim kendi kendime, ne gülümsemesi…
Kütüphaneyi hatırlıyor musun? Cam kenarındaki masa var ya, hani ben yanına oturup bir şey söylemek için ağzımı açmıştım. İçimden o kadar çok şey geçiyordu ki, hepsini tek cümleye sığdırmaya çalışıyordum. Sen kulaklığını taktın, başını çevirdin. Ben sustum. O gün içimde bir şey kırıldı, hani bir şey kırılır ama sesi çıkmaz ya, öyle bir şey. Eve dönünce o günü tekrar tekrar yazdım deftere. Geçer sanmıştım. Geçmedi.
Artık fark etmeni beklemiyorum, inan. Alıştım o başını eğişine, o kulaklığını takıp dünyadan kopuşuna… Ama her sabah yürüyüşe çıkarken telefonu açıyorum, sana hiç göndermediğim ses kayıtlarını dinliyorum. Bazılarında sesim titriyor, bazılarında sadece nefesim var. Neden hâlâ yazdığımı bilmiyorum. Belki bir gün… yok, göndermeyeceğim. Gönderemem.
Bazen kendime soruyorum, sen hiç mi hissetmedin diye. O koridorda geçerken hiç mi görmedin benim baktığımı? Yoksa gördün de işine mi gelmedi? Bilmiyorum ama canım yanıyor. Geçen gün arkadaşlarla oturuyorduk, sen de oradan geçtin, beni gördün, göz göze geldik bir saniye. Sonra hemen başını çevirdin, sanki hiç var olmamışım gibi. O an içimden bağırmak geldi, SENİ SEVİYORUM İŞTE, GÖRMÜYOR MUSUN! diye. Ama ağzımı açamadım bile, sadece elimdeki çay bardağını tuttum sımsıkı. Arkadaşım “iyi misin” dedi, “iyiyim” dedim. Değilim.
Bu akşam yine dinledim o kayıtlardan birini. Kendi sesimi duydukça utanıyorum, hani şu utanınca yüzünü kapattığın an var ya, tam o. 🙈 Ama silemiyorum da. Birinde diyorum ki “Bugün yine yağmur yağdı, şemsiye aldın mı bilmiyorum…” Sonra susuyorum. O sustuğum yerde kaldı her şey. Söyleyemediklerim, o boşlukta duruyor hâlâ.
Belki bir gün bunu okursun, belki hiç okumazsın. Ama ben yine yazıyorum. İçimde tutamıyorum artık. Her koridorda, her yağmur kokusunda sen varsın. Ben hâlâ o ilk günün sırasında, senin bana adımı sorduğun o anı yaşıyorum. Aptalca, biliyorum. Ama elimde değil…
Yarın yine aynı koridor, yine aynı sen, yine aynı ben. Belki bu sefer başımı eğmem, belki gülümserim. Belki… Sanmıyorum ama. Çünkü sen her seferinde o kulaklığı takıyorsun, ben de her seferinde susuyorum. O susuş her gün biraz daha ağırlaşıyor.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.