Yine gece, yine o saat.
Yine gece, yine o saat. Bir uygulamayı açtım, kapattım. Kaç kere yaptığımı saymadım artık. Sen yazmayalı ne kadar oldu, onu da saymadım işte. Saymak istemedim.
Bugün annemle oturuyorduk, televizyon açıktı, ben yine telefona bakıyordum. "Kızım, bırak şunu elinden" dedi. Bıraktım. Sonra yine aldım. Alışkanlık işte. Senin adını görmediğim o ekrana bakıp duruyorum hâlâ, ya be işte.
Geçenlerde telefonu temizliyordum, hafıza dolmuş. Bir sürü fotoğraf, bir sürü şey sildim. Ama o ekran görüntülerine geldiğimde elim durdu. Yine durdu. O mesajı hâlâ silemiyorum. Senin "iyi geceler" yazdığın o mesajı. İki kelime. Bu kadar basit bir şey. Ama ben onu silemiyorum.
Bazen kendime kızıyorum. Neden bir kere sesli aramadım diye. Neden? O gece saat üçtü, sen anlatırken bir yerde gülmüştün ya hani, o kahkahayı hep duymak istemiştim. Aramalıydım. "Uyumuyorsan konuşalım" demeliydim. Demedim. Sen yazarken ben ekranı bir kere daha açıyordum, o kadar. Ama bir kere bile sesli aramadım. Yine aramadım.
Şimdi kimseyle o kadar uzun konuşamıyorum. Birisi yazsa hemen kapatıyorum konuyu. Çünkü biliyorum, aylarca konuşup hiç görüşemeyince insan bir yerden sonra kırılıyor. Kırıldım ben. Kırıldım ama sana kızgın mıyım, onu bile bilmiyorum. Bazen çok kızıyorum, "yazsaydın be" diyorum içimden. Sonra yumuşuyorum. Sonra yine kızıyorum. Ya be işte.
Bu gece de böyle geçiyor. Telefon elimde, o ekran görüntüleri orada. Siliyorum, silemiyorum. Siliyorum, silemiyorum. Belki bir gün. Belki yarın. Belki hiç.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.