Yavrum, bir bilsen
Bugün yine mutfakta seni izledim. Çayı koyarken elin bir yerde durdu, bir saniye, belki iki.. sonra devam ettin. Ben de gazeteye bakıyormuş gibi yaptım. Yavrum, ben senin elinin nerede durduğunu on yedi yıldır biliyorum, sen de biliyorsun ki ben biliyorum, ama o iki saniyeyi ikimiz de konuşmuyoruz işte.
O sessizlik. Hani şu son zamanlarda aramızda oturan, biz konuşurken bile araya giren şey. Bazen çocuklar uyuyunca salonda kalıyoruz, televizyon açık, sen telefonuna bakıyorsun, ben sana bakıyorum. Bir şey söyleyeceğim, söyleyemiyorum, sonra söyleyeceğim diye beklerken saat oluyor, yatıyoruz. Yavrum, ben sana hâlâ ilk günkü gibi bakıyorum, sen farkında mısın bilmiyorum, artık bakışımın bile rahatsız ettiğini düşünmeye başladım..
Kızmıyorum sanma, kızıyorum. Kendime. Çünkü eskiden ben seni güldürürdüm, hatırlıyor musun, o ilk gün yemekhane sırasında bile gülmüştün bana, tanımadığın adamın suratına gülmüştün. Şimdi ne yapsam o gülüş gelmiyor geri. Bir şaka yapıyorum, yarım bir tebessüm, sonra gözün yine dalıyor. Ben de oturup kendime kızıyorum, ona bir şey yapamıyorum diye. Adama bak, bunca yıllık karısını güldüremiyor, sonra gelmiş buraya yazıyor.
Yavrum, sana söyleyemediğim şu: her sabah gözümü açtığımda önce seni görüyorum, sonra günün geri kalanını görüyorum. Bunu bir kere yüzüne karşı söylemek istiyorum ama her seferinde bir şey oluyor, ya çocuklar bağırıyor ya telefon çalıyor ya da o sessizlik gelip aramıza oturuyor ve ben susuyorum. Yine sustum işte..
Bu akşam da öyle oldu. Sen balkonda çamaşır topluyordun, ben arkandan baktım, sana bir şey söyleyecektim, diyemedim. İçimde kaldı. Ben sana hâlâ âşığım, yavrum. Hem de her sabah yeniden. Bunu bir gün duyacaksın, söz, ama bugün yine diyemedim.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.