Yatağın sağ tarafı hâlâ boş, ben de hâlâ sola yatmaya alışamadım.
Yatağın sağ tarafı hâlâ boş, ben de hâlâ sola yatmaya alışamadım. İnsan birkaç ayda bir alışkanlıktan vazgeçemiyormuş meğer; bütün gün aklıma gelmeyen şey gece yastığa başımı koyunca aklıma geliyor. Sen gidince bende kalan en büyük miras bu galiba: uyku düzensizliğim.
Bugün dolapta senin kazağını gördüm, hani şu kol uçları eskimiş olan. Elimi attım, çektim, kokladım. Kokun gitmiş. Yani tamamen değil de... artık senin kokun değil o, benim deterjanımın kokusu. Bunu fark edince birkaç saniye öylece kaldım. Sinir bozucu. Bir kazağın kokusunu bile tutamıyorum, seni hiç tutamadığım gibi.
Sonra oturdum, telefonu açtım, son mesajını okudum. Yine. "Yarın konuşuruz, geç oldu, iyi uyusun" gibi bir şeydi son cümlen, tam hatırlamıyorum artık, ezberledim ama kelimeleri bir tuhaf oluyor okudukça. Yarın konuşuruz. Konuştuk mu? Konuşamadık. Sen o gece yarısı gelen telefonla gittin, bir daha da dönmedin, ne bir yarın oldu ne bir sabah. Bunu sana söylemek istiyorum: beni bırakıp gittiğine hâlâ kızıyorum. Bazı günler çok kızıyorum. Sonra geçiyor. Sonra yine kızıyorum.
Sabah kahveyi yine tek kişilik yaptım. Kahveyi iki fincana bölmeyi düşündüm bir ara, ciddi ciddi düşündüm, sonra vazgeçtim çünkü iki fincan yıkamanın anlamı yoktu. Ama senin fincanını hâlâ rafta tutuyorum, tozlanmasın diye her hafta siliyorum. Bırakamıyorum işte. Bırakmak, seni ikinci kez kaybetmek gibi geliyor bana.
Geçen gün annemin yanındaydım, o hiçbir şey sormadı, sadece çayımı tazeledi durdu. İyi geldi. Ama akşam eve dönünce kapıyı açtım, ışığı yaktım, o boşluğa yine aynı yerden çarptım. Bu ev seninle güzeldi, şimdi sadece bana ait ve ben bunu istemiyorum.
Neyse. Uykum geldi artık. Yarın yine kahve yaparım, yine tek kişilik. Sen de bir yerlerdeysen... iyi uyusun. Geç oldu.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.