Vitrindeki Defter
Bu gece yine o defteri çıkardım çekmeceden. Hani şu yeşil kapaklı olan. Kapağı artık biraz yıprandı, köşeleri kıvrıldı ama ilk sayfayı her açışımda içim bi tuhaf oluyor. Senin el yazın. "Güzel yaz." İki kelime. Yirmi yıldır iki kelime. Ve ben hâlâ o iki kelimenin altında eziliyorum, güzel bir ezilme bu ama.
Bugün cumartesiydi. Bütün gün evdeydim. Sen sabah erken çıktın, bir işin vardı, öğleden sonra döndün. Kapıdan girdiğinde saçların dağınıktı, yüzün yorgundu ve ben mutfaktan sana baktım. Sadece baktım. İçimden dedim ki, ALLAH'IM, BU KADIN YİRMİ YILDIR NASIL HÂLÂ BÖYLE GÜZEL OLABİLİYOR!!! Nasıl?! Sen ayakkabılarını çıkarırken bir şey söyledin, duymadım bile. O an sadece sana bakıyordum.
Sonra akşam oldu, sen kanepede uyuyakaldın. Ben de yanına oturdum, sessizce. Uyuyan insanın yüzü başka oluyor, biliyor musun? Bütün o günün yorgunluğu siliniyor, geriye sadece sen kalıyorsun. Ben de orada oturdum, sana baktım, baktım, baktım. İçimden bir sürü şey geçti. Söyleyemedim. Yine söyleyemedim.
Şu "seni seviyorum" meselesi... Yıllar geçtikçe daha da zorlaşıyor, inan bana. İlk zamanlar daha kolaydı sanki. Şimdi her söyleyişimde bir şey kırılacakmış gibi geliyor. Sanki o iki kelime çıkınca ağzımdan, bütün o sessiz anlaşmamız bozulacak. Saçma biliyorum. Ama öyle işte. Bu yüzden yazıyorum. Bu yüzden bu deftere yazıyorum.
Geçen gün, hani şu grip olduğun gece, sabaha karşı mutfakta ıhlamur kaynatıyordum. Ocakta su fokurduyordu, ben de tezgâha yaslanmış bekliyordum. Ve birden kendi kendime güldüm. Çünkü o saatte, o yorgunlukta, aklımda tek bir şey vardı: senin ateşin düştü mü acaba. Bir de düşündüm ki, yirmi yıl önce o kırtasiyede yanımda duran kadın, şimdi benim evimde hasta yatıyor ve ben hâlâ onun için heyecanlanıyorum. HÂLÂ! Yirmi yıl sonra bile!!!
O günü hatırlıyor musun? Vitrinde duran defteri gösterdim sana. "Alayım mı?" dedim. Sadece o kadar. Bir yabancıya sorar gibi sordum, belki de tesadüfen orada duruyordun. Sen gülümsedin. "Bence al, güzel yazarsın" dedin. O gülümseme... İşte her şeyin başladığı yer orasıydı. Ben defteri aldım, sen yanımda durdun ve dünya bir daha aynı olmadı. Üç yıl sonra nikâh masasında seninleydim. Ve şimdi, on yedi yıllık evliyiz, hâlâ seninle uyanıyorum, hâlâ senin için ıhlamur kaynatıyorum, hâlâ o ilk günkü gibi...
Yarın da seninle uyanacağım. Biliyorum. Bu gece bunu biliyor olmak bile bana yetiyor. 🌙
Bu satırları yazarken sen yan odada uyuyorsun. Bazen kalkıp kapıdan bakıyorum, nefes alıp verişini dinliyorum. Sonra geri dönüp oturuyorum buraya. Elimde kalem, önümde ilk sayfasında senin el yazın olan o defter. Ve içimden bir ses diyor ki: yaz, güzel yaz. Sen öyle demiştin ya hani. Ben de yazıyorum işte. Ama söyleyemiyorum. Belki bir gün. Belki yarın sabah, gözlerini açar açmaz. Belki. 🤞
Seni seviyorum. Çok. Hâlâ. Fazlasıyla. Yirmi yıl önceki o defter kadar bile eskitemedim bu sevgiyi, biliyor musun? Hiç eskitemedim. ❤️
Giriş yap, bu yazıya puan ver.