sevgilim,
sevgilim,
bugün yine o düğünü düşündüm. hani şu hep dönüp dolaştığım düğün. beyaz çiçekler, bir yerde ağlayan bir çocuk, çok yüksek müzik… ve sen bana dönüp "nereden tanışıyoruz biz ya?" diyorsun. tanışmıyoruz işte. o gece bunun cevabını bulamamıştık. iki yıl geçti, ben hâlâ bilmiyorum. sen biliyor musun, onu da bilmiyorum 😔
o gece herkes gibi konuştuk, herkes gibi güldük. sonra sabaha karşı numaranı verdin, ben de kaydettim. dünyanın en basit şeyi gibi. meğer ne büyükmiş...
iki yıl boyunca uçak biletleri biriktirdim. cebimde, çekmecede, kitabın arasında. hep aynı cümleyle: "bir gün." bir gün geleceğim. bir gün sen geleceksin. bir gün sabahları yan yana. kaç tane bir gün sığar iki yıla ki? saymadım. çünkü sayınca hep aynı yere çıkıyor.
son kavgada söyleyemediklerim, söylediklerimden daha ağır kaldı içimde. belki asıl kırgınlığım bu: söyleyemedim. sen sorduğunda cevap veremedim, sustum. ve şimdi o sustuğum her cümlede senin sesin var. ne tuhaf, di mi?
elimde bir bilet parçası kaldı. tarihi okunmuyor artık, kenarı yıpranmış. atamıyorum. atsam bitecek gibi. bitmedi mi zaten? bitmiş işte. ama insan bazen bitmiş bir şeye bakıp hâlâ "acaba" diyor. ben de diyorum. kızma.
bu akşam hava serinledi. balkonda oturdum, çay demledim, senin sevdiğin gibi, çok demli. içemedim. soğudu. öylece duruyor yanımda. ben de öyle duruyorum.
sana kızmak istiyorum ama olmuyor. çok özledim. kızgınım da aslında, hem de çok. ama özlem daha ağır basıyor, ne yapayım. dönüp dolaşıp aynı yere geliyorum: o düğün gecesine, o numaraya, o bilet parçasına. "nereden tanışıyoruz?" diye sormuştun ya. keşke o gece cevap verebilseydim. keşke deseydim ki: tanışmıyoruz. biz bir yerde buluşacağız. ama buluşamadık. ya da buluştuk da… bilemiyorum artık. 🙈
yorgunum sadece. sen de yorgunsun, biliyorum. belki en çok bu yüzden sustuk.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.